Bazı kimseler, bir takım kötü alışkanlıklarını bir türlü bırakamazlar. Bu alışkanlıkların iradelerini aştığını, tabiatlarının bir parçası haline geldiğini iddia ederler. Çoğu da bu bırakmayışlarının özürünü, "Şurada kaç günlük ömrümüz var? Madem ki zevk alıyorum,bırakıp da ne yapacağım? " yollu tevillerle örtmeye çalışırlar. Bunlar kendilerini o alışkanlığın akışına bırakmış, zayıf iradeli kimselerdir. Halbuki irade gücüyle bırakılamıyacak hiç bir alışkanlık yoktur.İçki,kumar,sigara, hatta ve hatta hepsinin en kötüsü uyuşturucu maddeler gibi, kurtulunması en güç gibi görünen kötü alışkanlıklardan bile, sağlam bir irade gücünün yardımıyla kurtulmak mümkündür.
Aşağıda okuyacağınız olmuş vaka, bunu anlatan en güzel örneklerden biridir.
KORKUNÇ BİR KAZA
Bu hikayenin başı çok soğuk bir kış gecesi Amerika'da, Wyoming şehri civarında başlar. Şehrin bir hayli uzağındaki Fort Laramie garnizonunun 18 kilometre ötesinde bir askeri telgraf hattı bozulmuştu. Bu hattı tamir için garnizondan genç bir assubay, tek başına gönderildi.Hava çok soğuk ve etraf dondu. Genç subay buz tutmuş direğe tırmandı. Soğuktan parmakları hissizleşmişti. Ansızın elleri kaydı ve genç adam direğin tepesinden yere düştü.Arkadaşları,onu saatlerce aradıktan sonra, düştüğü direğin dibinde baygın buldular. Bir arabaya atıp garnizona götürdüler.
Genç subayın büyük bir ameliyat geçirmesi icap etti. Ameliyatın, şokun,uzun zamanda soğukta kalmanın etkisi, genç assubayın bünyesindeki tesirleri geçmedi. Bulunduğu garnizon ücra bir yerdeydi. Burada modern tesisatlı bir hastane yoktu. Genç adam çok ıstırap çekiyordu. Istırabını dindirmek için bir tek çare vardı: Sık sık morfin enjeksiyonları yapmak. Bunu da kendisine yaptılar.
Genç adam bir yıl sonra nihayet bünyesindeki ıstıraplardan tamamen kurtuldu. Fakat ne çare ki, beyni o bir yıl içinde yediği morfin iğnelerinin esiri olmuştu.
Şimdi hikâyenin gerisini, genç assubayın karısının ağzından dinleyelim:
-"Onunla, askerden terhis olduktan sonra tanıştım. Benimle evlenmeden evvel derdini bana açtı. İkimiz de sevgi dolu, muntazam bir aile hayatının,onu bu korkunç alışkanlığından vaz geçireceğini umduk. Onun esrar açlığıyla mücadele etmeye, bu arzuyu yenmek için canla başla çalışmaya yemin etmesi üzerine evlendik.
KOCAM KORKUNÇ BİR MORFİNMAN OLMUŞTU!
"Kısa bir müddet sonra hata ettiğimizi anladık. Ümitlerimiz boşa çıktı. Kocam alışkanlığından kurtulmak için kendini harap ediyor, fakat bir türlü bu işi başaramıyordu. Morfinin dozunu azaltmayı veya enjeksiyonların arasındaki zamanı uzatmayı kaç defa denedi. Arka bahçemiz, esrar alışkanlığını, sözüm ona önlediğini iddia eden çeşitli ilâç kutularıyla dolmaya başladı. Ama ne , yaptıksa nafile, olmuyordu!.."Kocam nihayet bir gün, normal insan kuvvetinin üstünde bir irade gayretiyle, hayatımızı mahveden bu zehir iptilasıyla son mücadelesini vermeye karar verdi. Bu karara da dokuz yaşındaki büyük oğlumuz sebep oldu.
"İki oğlumuz bir komşu çocuğunun yaş günü partisine davet edilmişlerdi. Bu onlar için bir bayramdan farksızdı. Çünkü bizim fakir hayatımızda partiler, pastalar, limonataların veri yoktu. Bunlar sadece ismi duyulan lüks şeylerdi. Partiden döndükten sonra büyük oğlum: "Benim onuncu yaş günümde de bir parti veremez miyiz baba", diye sordu. Sonra, "Küçük bir parti", dedi. Sadece "küçük bir parti" istiyordu. Halbuki biz kazancı az insanlardık. Ayrıca kazancımızın büyük bir kısmı, kocamın karaborsacılardan temin ettiği kaçak uyuşturucu maddelere gidiyordu. Değil en küçük çapta bir parti vermek, günlük ekmeğimize zor para ayırıyorduk.
"İşte o zaman kocam o korkunç mücadeleye karar verdi. Morfin iğnesinin eski meşin kutusunu elime verdi. "Beni, yatak odamıza kilitle," dedi. "Ve ben istemedikçe ne kapayı aç , ne de iğneyi ver!"
"Ben bu çılgınca fikre itiraz ettim tabii. Ama o kesin kararını vermişti. Beni dinlemedi, odaya girip kapandı.
GÖRÜLMEMİŞ BİR MÜCADELE OLDU!
"Çocuklar, oyundan dönünce onlara, babalarının hasta olduğunu söyledim. Karınlarını doyurarak onları erkenden yatırdım.
"İçerde önce uzun zaman bir sessizlik oldu. Sonra saatler saati bir teviye ayak sesleri... Kocam bir aşağı, bir yukarı dolaşıyordu. Saatler sonra bir zaman daha sessizlik oldu. Kocamın yorgun düşerek uyuya kaldığını umdum. Güneş çoktan doğmuştu. Koşup saate baktım. Dokuz olmuştu. Çocukları uyandırıp, acele kahvaltılarını yaptırıp okula yolladım. Sonra gene yukarı çıkıp, yatak odamızın kapısına gittim. İçerisi hala sessizdi. Yere oturdum başımı duvara dayadım. Biraz sonra orada dalmışım...
"Uzaklardan gelen bir hışırtı beni uyandırdı. Kendimi toparlayınca, bunun kapalı kapının ardından geldiğini anladım. Kocamın, artık bu tecrübeden vazgeçip, odadan çıkmak istediğini zannettim. Ama o, benim soruma vahşi bir sesle, "Hayır!" diye cevap verdi.
"ikinci geceyi yarı dua edip, yarı kapının önünde gezinmekle geçirdim, içerdeki adam saatler saati yürüdü. Nihayet adımları seyrelip sendelemeye başladı.
"Nihayet ben dayanamadım. Bu korkunç işkenceden vazgeçmesi için kocama yalvarmaya, odadan çıksın diye bağırıp çağırmaya başladım. Ama o, beni duyabildiği zamanlar daima azimle sadece, "Hayır!" diye cevap veriyordu.
"Kapıyı üzerine kilitlediğim andan tam yetmiş saat sonra içeriden kapıya hafifçe vuruldu. Sevinçle kapıyı açtım. O anda bir hayalete dönmüş olan kocam kollarımın arasına yığıldı. İkimiz de birbirimize sarılarak ağladık. Onu, çocuk avutur gibi avutarak yatıştırdım. Sonra korku içkide, morfin iğnesini uzattım. Zayıflıktan titreyen parmaklarını kanatarak iğneyi kırdı ve biraz evvel içinden çıktığı odaya fırlattı. Onu banyoya götürdüm. Ilık bir banyo hafif bir yemek kocamı kendine getirdi.
"Kocam uykuya dalınca, yetmiş saat ona zindanlık ve işkence hücresi vazifesini gören yatak odamıza girdim. Duvarda yer, yer, beş tırnağının kireçleri kazıyan kanlı izleri duruyordu. Odadaki herşey kırılmış, dökülmüş, param parça olmuştu. Normal insanların anlayamıyacağı kadar büyük bir ıstırabın izleriydi bunlar.
"Kocam, o günden sonra bir daha morfin kullanmadı..."
Aransa, bu olmuş vaka gibi daha niceleri bulunabilir. Marifet, kötü alışkanlıkları bırakmaya kati karar vermek ve bunun için de iradeyi kullanmaktır.
Bu yazımızda aile kuran veya kuracak olan erkeğin huy ve alışkanlıklarından söz edeceğiz. Aileyi kemiren kötü alışkanlıklar, toplumumuz içinde yaralar açmaktadır.
KUMAR VE İÇKİ
Bu alışkanlıkların başında da kumar ve içki gelir. Genellikle dar gelirli aileler için kumar ve içkiye ayrılacak kazanç yoktur. Bu harcamalar yiyecek, giyim gibi en gerekli ihtiyaçlardan vaz geçilerek yapılabilmektedir. Okullarda babasının içki iptilası yüzünden yarı aç ve çıplak okumaya çalışan yavrular pek çoktur. Bu öğrencilerin çoğu okulu terk edip geçim derdine düşmekte, genellikle babalarının yolundan yaşantılarını sürdürmektedir.
Kötü alışkanlıklara sahip olan kimseler ise bunları günlük sıkıntılarını unutmak için yaptıklarını söylerler.
Evet içki ile çakır keyif olunca, yahut kumar masasında bir iki saat için dertler unutulur. Ama keyif geçtikten sonra iki katlı problemlerle karşı karşıya kalınacağını hesaba katmak gerekir. Aynı sakıncalar uyuşturucu zehirler için de söz konusudur.
Alkol ve uyuşturucu maddeler dünyaya gelecek çocukların ruhsal ve vücut sağlıklarını etkiler.
Kötü alışkanlıkları ile birçok aile erkeği evlerinin huzurunu, saadetini yok ederek kendilerini ve aile fertlerini sinirli, hırçın, yarınından korkan kişiler haline getirirler.
Her zaman alkol ve kumar v.s. nedenlerle sinir gerginliği içinde olan baba, eşine (Haklı olan şikâyetlerinden ötürü) ve çocuklarına karşı sert ve kırıcı olur. Çoğu zaman küfür eder, döver kavga çıkarır.
Çoğu zaman suçlular, olumsuz insanlar, aşırı sinirli, kavgacılar ve başka şekilde dengesiz olanlar böyle ailelerde yetişenlerdendir. Tüm babalara, aile erkeklerine ve olacaklara, yetişen gençlere sesleniyoruz: "Alkolü ,kumarı vaz geçilmez alışkanlıklar haline getirmeyiniz. Hele uyuşturucu maddelerin sözünü dahi anmayınız. Yuvalar, toplumlar uluslar ve insanlık ancak böylece sağlıklı ve mutlu olacaktır."
Toplum hayatımızda başarılı olmak insanlarla iyi ve mutluluk verici ilişkiler kurabilmek, en önemlisi ise, sağlıklı bir evlilik hayatı sürdürebilmek, ruhsal ve duygusal bakımdan olgunlaşmış olup olmadığımıza bağlıdır.Kadın görürsünüz, güzeldir iyi giyinmesini bilir, zevk sahibidir, tatlıdır...Ya da erkek görürsünüz, yakışıklıdır, sevimlidir, tatlı konuşur, iyi bir meslek sahibidir. Ama kendilerini daha yakından tanıyınca şaşırarak görürsünüz ki, ikisi de birer koca bebektir.
Kendinizi kontrol ediniz. Arkadaşlıklarınız hep kısa mı sürüyor? Hevesle başladığınız işleri biraz sonra sıkılıp yarım mı bırakıyorsunuz? Küçük bir aksilik veya başarısızlık bütün gününüzü veya haftanızı neşesiz geçirmenize sebep olacak kadar sizi çökertiyor mu?
Böyleyse duygu hayatınızı daha olgun ve gelişmiş hale getirmek için iradenizi kullanarak çaba harcamaya ihtiyacınız var demektir.
EVLİLİK SİZİ KORKUTUYOR MU?
Evlilik hayatının insana birtakım sorumluluklar yüklediğini bilen bir genç kız mısınız Bu sorumluluklan düşündüğünüz zaman, evlilik sizi korkutuyor mu? Boşanma daha da kolaylaştırılsa bundan memnunluk ve sevinç duyacağınızı mı hissediyorsunuz? Evlendiğiniz zaman eşinizin mutluluğu için çaba harcamak size zor bir iş gibi mi geliyor? Eğer böyleyse henüz evliliğe hazırlanmamış bir koca bebek olduğunuzdan şüphe etmeyiniz.
Çoğu kadın ve erkekler, henüz çocuk taraflarının ağır bastığını farketmezler bile. Çevreleriyle sağlam ve devamlı ilişkiler kuramayışlarına bağlarlar. Ne kadar güzel,yakışıklı becerikli, sevimli olurlarsa olsunlar, evlilik hayatlarının başarısızlığa uğradığını görmek başkalarını da şaşkınlığa düşürür.
MUTLU OLMAK GÜÇ MÜ GELİYOR?
Giyinirken kendi zevklerinize göre değil de, başkalarının dikkatini ve ilgisini nasıl çekebileceğini düşünerek mi model veya kıyafet seçiyorsunuz? Kolaylıkla heyecanlanır, büyük sevinç ve mutluluklara kapılır, aynı derecede kolaylıkla kendinizi büyük bir mutsuzluğa gömülmüş mü hissedersiniz? Elinizdeki imkanlara göre yaşamak ve mutlu olmak size güç mü geliyor? Durmadan başkalarına kendinizi sevdirmek ve beğendirmek gayreti içinde misiniz? Bir aksilik olduğu zaman, suçu yükleyecek birini mi ararsınız hep? Hatalarınızı kabul etmek, kusurun sizde olduğunu kendi kendinize itiraf etmek size güç mü gelir? Çok kıskanç mısınız? Dostlarınızın ve yakınlarınızın söz ve davranışlarınızdan kolayca alınır mısınız?
Eğer böyle ise, siz henüz bir koca bebeksiniz. Endişe edip üzülmenize de lüzum yok. İnsanın kendi zaaf ve kusurlarını, eksiklik ve yetersizliklerini bilmesi bunları düzeltmek için tek çıkar yoldur.
Bir Fransız hekimi, maymunlar üzerinde şöyle bir deney yapmıştır: Birkaç dişisi ile kafesinde mutluluk ve neşeyle yaşamakta olan erkek şempanzeyi kafesten almış, onları görebileceği, ama yanlarına yaklaşamayacağı bir yerde başka bir kafesin içine koymuş. Bir süre sonra da dişilerin kafesine genç bir erkek şempanze getirilmiş. Tek başına kendi kafesinde bulunan maymunun bu durumu rahatça görebilmesine de imkan verilmiş. Eşlerinden ayrılan, üstelik onların yanına başka bir erkeğin verildiğini gören maymun, üç ay içerisinde damar sertliği ve tansiyon yüksekliğinden ölmüştür.
Üç ay süre ile devamlı bir öfke, kıskançlık sinir gerginliği, yapayalnız olmanın verdiği iç sıkıntısı içinde yaşatılan şempanze, bu hale uzun süre dayanamamış ve yıkılmıştır.
YENİLEN MAHVOLUYOR
Bir başka bilim adamı, yabani farelerin yaşantılarını incelemiştir. Onun tespit ettiğine, göre kavgaya giriştikleri zaman yenik düşen fare,çoğu zaman bitkin halde yere uzanmakta, bir süre sonra da ölmektedir. Kavgada galip gelen fare de dayak yemiş, hırpalanmış olduğu halde, sağlığında hiç bir bozukluk görülmemektedir.
İnsanlar arasında da bunlara benzer deneyler yapılmıştır. Örneğin kırk sekiz saat karanlık ve sessiz bir odada sırt üstü yatırılan insanların bir süre sonra hayal görmeye başladıkları,birtakım tiklerden, seğirmelerden şikayet ettikleri görülmüştür.
Bir kıskançlık duygusu ile için için kendini kemiren, evlilikleri tatsız geçen,ailesini geçindirmek için üzerine fazla yük yüklenen, işini sevmeyen ve bu işten ayrılmak imkanı da bulamayan anlaşamadığı kimselerle bir arada yaşamak zorunda kalan kimselerde ruhsal bozukluklar gibi beden rahatsızlıkları da kendini göstermekte gecikmez.
Yarım başağrıları, ülser,tansiyon bozuklukları, damar sertliği,yüzde sivilceler,ağrılara karşı dayanıksızlık, hastalıklara karşı mukavemetsizlik yukarıda belirttiğimiz şekilde devamlı sinir gerginliği ve çevresiyle anlaşmazlık içinde yaşayan insanların kaçınamayacakları rahatsızlıklardır.
DİKEN ÜSTÜNDE YAŞAMAYIN
Gerginliğin hiç hoşa gitmeyecek bir yanı da bulaşıcı olmasıdır. Sinirleri gergin bir anne, bu huzursuzluğunu farkına bile varmadan çocuklarına,eşine de aktarır. Böylece evin içinde mutsuz ve gergin bir hava yaratılır. Zaten sinir gerginliğinin altında ezilen anne veya baba, ya da zaten okulundaki çalışmalarının ağırlığı altında bunalan çocuklar sinirlerini katmerli bir yük altına sokmuş olurlar.
Hayatın bize bir kere verildiğini düşünebilmek, geçen yılların değil, saatlerin bile bir daha geri dönmemek üzere kaybolduklarını kavrayabilmek çevremiz ve yaşama şartlarımızla barışmamızı kolaylaştıracaktır.
-"Bak keyfine,yan gel de yat" demiyoruz, ama her zaman diken üzerinde oturmanızın da gereksiz, sağlığınız yönünden tehlikeli olduğu belirtmek istiyoruz.
Yapmak istediklerinizi çeşitli güçlükler ve imkansızlıklar nedeniyle bir türlü gerçekleştirememenin sıkıntısı içinde misiniz? Eşiniz veya kayınvalidenizle devamlı bir çekişme ve bunun verdiği sinir gerginliği içinde mi yaşıyorsunuz? Ya da gelininizin har vurup harman savuran bir tabiatta, ya da kıskanç oluşu yüzünden oğlunuzu durmadan yediğini görerek kahrolduğunuzu mu hissediyorsunuz? Bir rakibinizin sizi yerinizden, mevkiinizden ya da kazancınızdan etmek üzere olduğunu görüyor, bu yüzden çaresizlik içinde mi bunalıyorsunuz? Yaptığınız işlerde bir türlü istediğiniz mükemmelliğe erişemiyor hedeflerinizin hep uzağında kalmanın azabı içinde dokunsalar ağlayacak bir halde mi bulunuyorsunuz?
Eğer böyle bir ruh hali, yani devamlı bir sinir gerginliği ve moral bozukluğu içindeyseniz, bakınız ne gibi rahatsızlıklar hissedebilirsiniz:
Bir ruh çöküntüsü içine düşersiniz. Enerjiniz ve iş yapma gücünüz azalır. Yerinizden kalkamayacak kadar bir halsizlik günün her saatinde uyuma isteği içine düşersiniz.
İştahsız olursunuz, ya da iç sıkıntınızı gidermek için durmadan bir şeyler atıştırır ve aşırı şişmanlığa doğru gidersiniz. Sık sık kabızlık ve karın ağrıları, göğsünüzde sıkışma ve sancılar, devamlı mide şişkinliği, gaz mide ekşimesinden şikayet edersiniz. Geğirme krizleri canınızı sıkar.
Giderek mide ülserine yakalanırsınız ya da iyileşmiş ülserinizde yeniden kanamalar meydana çıkar. İman tahtası denilen göğüs kemiğinin altında kendini hissettiren şiddetli mide sancıları çekebilirsiniz. Karnınızın alt tarafındaki sancılar bir apandisit ihtimalini akla getirir, hatta hekiminiz de şüpheye düştüğü için gereksiz yere ameliyat bile olabilirsiniz.
ÜLSER VE SİNİR
Birden ve şiddetle hissedilen sinirlenme, üzüntü hallerinde mideye bir ağrı saplanması, bulantı ve kusma görülmesi hepimizin başından geçmiş, ya da bir yakınımızda görmüşüzdür. Sinir sistemi ile mide ve barsak rahatsızlıkları arasında çok yakın bir ilgi bulunduğu kesinlikle bilinmektedir. Mide ülserinin yüzde 70'inin nedeni sinir gerginliği ve uzun süren moral bozukluğudur.
Bu şekilde sinir ve heyecan bozukluğuna bağlı mide barsak rahatsızlığının asıl nedeni daha başlangıçta anlaşılmazsa, rahatsızlık devamlı olarak yerleşir kalır. Sinir gerginliği, moral bozukluğu ve iç çatışmalarına bağlı olarak ortaya çıkan bu gibi rahatsızlıklarda, hastaya sinir ilaçları ile yapılacak bir tedavi iyi sonuçlar verir. Ama asıl tedavi, sinir ve moral bozukluğundan kurtulmanın yollarını aramaktır.