İnsan Ve Yaşam - Evlilik rehberi

Sevginin Tarifi

Size şöyle bir soru soralım: -"Sevebilir misiniz? Yani siz gerçekten sevmesini biliyor musunuz? "

Basit ve mânâsı kolay anlaşılır bir soru, değil mi?

Böyle olduğu halde bu soruyu sorunca bir çokları, ne demek istediğinizi derhal kavrayamazlar, öfke ve şaşkınlıkla:

-"Tabii sevebilirim!"derler. "Çocuklarımı seviyorum, kocamı seviyorum."

Onların duyduğu hayret ve şaşkınlık sizi de şaşırtmasın. Çünkü yakınlarımıza karşı hakiki bir sevgi duymamak fikri o derece akıl almaz bir şeydir ki, çoğumuz sevgiyi tabii ve kendimizden bir parçaymış gibi kabul ederiz. Ama yakınlarımızı sevmemek, daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla sevememek sanıldığı gibi pek o kadar imkânsız değildir. Çünkü çoğumuz sevginin gerçek ve tam anlamını bilmemekteyiz.



GERÇEK SEVGİ NE DEMEKTİR?

Sevginin gerçek anlamı nedir?

Bu sorunun cevabını anlayabilmek için birbirlerini sevdiklerinden şüpheleri olmayan bazı normal kimseleri ziyaret edelim.

Bay ve Bayan A.'nın şehre yakın güzel, şirin bir sayfiye yerinde küçük bir evleri var. Bay A.'yı herkes evini seven sadık bir koca ve baba olarak tanır. Bay A.'nın karısının ve çocuklarının hiçbir şeyi eksik değildir. Bay A, karısının ve çocuklarının mutluluğu için mümkün olan her şeyi yapar. Şimdi bu A. ailesinin hayatının dıştan görünüşüdür. Aslında Bay A., evini bir nevi saray sanan ve evine girdiği ândan itibaren adeta başına bir taç geçirip bir tahta buyur etmişlercesine hareket eden erkeklerden biridir. Saat yedi dendi mi yemeği sofrada hazır olmalıdır. Bunun için karısı önemli bir ziyaretten yahut bir arkadaş toplantısından erken dönmek mecburiyetinde kalacakmış, ziyanı yok. O sadece yemeğinin saat yedide hazır olması gerektiğini bilir. Yemek o saatte hazır olmadı mı, ya suratını asar, ya da bağırıp çağırmaya başlar. Bay A., çocuklarına bol harçlık verir. Ama bu harçlığın son kuruşuna kadar hesabını ister. Akşamları eve geldiği zaman o gün ne yaptıkları hakkında çocuklarına ahret sualleri sorar. Çocuklar, daima ona uymağa, onu memnun etmeye, onu övüp el üstünde tutmaya mecbur hissederler kendilerini.

Bir defasında büyük bir kavgadan sonra Bayan A., onu bırakıp kaçacağını söylemiştir. O zaman Bay A., hıçkırmaya ve, "Ben sensiz yaşayamam. Beni terk etme," diye yalvarmaya başlamıştır.

Ama bu Bay A.'nın karısını sevdiğini ispat etmez. Bay A.'nın, karısı olmadan yaşayamayacağı doğrudur. Karısı onun için elzemdir. Ama bu zarureti gerçek bir aşk doğurmamıştır. Gurur, tahakküm arzusu ve ihtiyaç doğurmuştur. Karısı onun eşyalarından biri gibidir. Bay A., etrafındakilere tahakküm etmek, etrafındakilerin hayatlarını kendi görüşüne göre idare etmek isteyen insanlardandır. Onun için evinde munis, evini çekip çeviren bir kadın ve ona bir nevi kral muamelesi yapan kıyafetler içinde gezer. Kocası ve çocukları, onun bu büyük sevgisi ve fedakârlığı karşısında biraz rahatsız olurlar. Fakat nankör tanınmamak için seslerini çıkartmazlar. Acaba Bayan B., kocasıyla çocuklarını gerçekten seviyor mu? Kocası bundan biraz şüphelidir. Çünkü karısının biraz daha düzgün ve şık giyinmesini istediği halde, o bu arzuya hiç aldırış etmiyor, ve pek de lüzumlu olmayan fedakârlıklar içinde boşuna çırpınıp duruyor. Bu nevi kadınlar ekseriyetle asabi olurlar. Bu asabiyetin sebebi kendilerine rol olarak seçtikleri "fedakâr analıktan" ve bu fedakâr analık rolü önüne gelecekteki hayatı geliyor. Meşhur avukat R.'nin karısı... Şehrin en büyük ve en zengin avukatı... Baro Reisi... ve belki de bir bakan... Beri tarafta genç R., nişanlısını süzüyor ve içinde bir sevinç duyuyor. C.'de aradığı herşey var: Güzellik, kibarlık, zarafet... Tanınmış ve çok zengin bir ailenin yegâne kızı... R. ile C. muhakkak ki düğünde gayet uygun bir çift meydana getirecekler, herkes, "Birbirine ne kadar yaraşmışlar, ne parlak bir evlenme. Allah mesut etsin," diyecek. Ama düğün günü, davetlilerin en önemlisi bu merasimde hazır bulunmayacak. Bu, "Hakiki aşk"tır. Yıllar sonra memleketin en gözde avukatlarından birisinin karısı sebebi meçhul ağrı ve dertlerle doktorların kapısını aşındıracak... Ve yakışıklı meşhur avukat işindeki başarısına ve servetine rağmen hayatı bu derece manasız ve yavan buluşuna kızacak. Bugün, dünya her zamankinden fazla sevgiye susamış bulunuyor. Bütün şartların zor, sıkıcı ve nankör olduğu bu devirde insanların birbirlerini gerçek anlamıyla sevmeleri şarttır. Halbuki çocuklarımız sevgisi, büyüyor. Bu sevgisiz büyüyen çocuklar, yarının sevmeyi bilmeyen anne ve babaları, kocasına karşı soğuk eşleri, iktidarsız erkekleri, alkolikleri, esrarkeşleri, ruh hastaları ve delileridir.



SEVGİYİ KENDİMİZE GÖRE YORUMLAMAYALIM

Bir de kendimizi ele alalım: Sevgiyi, başkalarını çekip çevirerek, kendi isteklerimizle elde etmek için bir silâh, bir rüşvet olarak mı kullanıyoruz? Pek fazla iyi, pek fazla fedakâr olarak başkalarına kurban olmaya can mı atıyoruz?Yoksa başkalarının kabahatini bulmaya, fazla mütehakkim olup herkesin işine karışmaya mı meyyaliz?

Bunlara sevgi diyorsanız, hata ediyorsunuz. Bunlar sevgi değil, doğrudan doğruya bencilliktir. Gerçek anlamda sevmek, hiçbir art düşünce bulunmadan bütün kalbiyle sevmektir. Rüzgârlara göre değişerek oradan oraya uçan sevgi, sevgi değildir. Karşısındakini seviyormuş gibi göğsüne basmak, kendi çıkarı için kullanmak, karşısındakine mutlak hakim olmak isteyen sevgi, mariz sevgidir, gerçek sevgi değildir. Buna karşılık kendisini, karşısındakinin hatırı için her fırsatta feda eden, ıstırap çekmekten hoşlanan sevgi de mariz sevgidir, gerçek sevgi değildir. Gerçek ve tam anlamıyla sevgi kendini ve karşısındakini unutmayan hiçbiri diğeri için feda etmeyen ve daima ikisinin de iyiliğini isteyen sevgidir.

Anne Ve Oğul Arasındaki İlişkiler

Genellikle yedi yaşına kadar her çocuk, sünger gibi bir yaratıktır. Sünger nasıl suyu emerse, çocuk da kendisine verilen her şeyi tıpkı bir süngerin suyu emmesi gibi emer, alır. İstediği her şey de kendisine verilir; Yiyecek, ilgi, sevgi, bağlılık, oyuncak, kısacası ana babanın verebileceği her şey. Ama nasıl sünger kendi kendine emdiği suya karşılık bir şey vermeyi düşünemezse çocukda kendisine verilenlere karşı bir şey vermeyi düşünmez, çünkü "Karşılığını verme" fikrinin yabancısıdır. O, bu yaşlarda sadece istediklerini elde etmenin tek yanlı zevkini bilir. Gerektiğinde sevimli görünmeyi başarır, gerektiğinde kaşlarını çatıp dudaklarını büzerek, hatta ağlayıp tepinerek istediği şeyin kendisine verilmesini sağlar.



BENCİL İNSANLAR

Büyükler arasında da böylece yalnızca istemesini bilen, karşılığında hiç bir şey vermeği düşünmeyen tipler görülür. Böyle birisi belki şu anda yanıbaşınızdadır. Böyle kadın ve erkekler her şeyden önce kendi kendilerini düşünürler. Böyle bir erkek kadınlarla ilgiler kurar, onları sever, sonra da keyfi istediği zaman bırakıp gider.

Yedi yaşını geçtikten sonra da anne ve babasının aşırı sevgi ve koruyuculuğu altında yetişip, çevresindeki insanlarla karşılıklı dostluk ve arkadaşlık ilişkileri kurmaya alıştırılmamış çocuklar, erginlik çağından sonra da bu tabiatlarını değiştiremezler. Bunlar aslında ruhça yedi yaşında kalmış insanlardır. Yanlış bir terbiye yüzünden yetkin bir kişi haline gelememişlerdir. Bir çocuk gibi bencildirler.

Bunlar hiç bir zaman gerçek aşkın ne olduğunu bilemezler. Böyle bir bağlılık duyamazlar. Bunun için de sık sık kadın değiştirme eğilimindedirler. Don Juan denilen tipler, aslında çocuk kalmış, ruh yapıları gelişmemiş kimselerdir.

Bir Amerikalı hekim Dr. Abraham Schneider böyle kimseler için şunları söylüyor:

—"Erginlik çağını atlatan birçok delikanlılar hep açık saçık konuşarak, sık sık küfür ederek, sokaklarda kadınlara sataşarak, 'Erkekliklerini göstermek' isterler. Sigara, içki içmeye özenmeleri de hep bu 'Erkekliğini gösterme' kaygısından ileri gelir. Bir genç kıza "Aşık olmayı" bir zayıflık sayarlar. Kadına onların gözünde "Efendilik" taslamayı erkekliğin sanından sayarlar. Kadın onların gözünde sadece bir dişi, az çok bir fahişedir. Hattâ bu yüzdendir ki bunlar, fahişelerle evlenme isteğine kolayca kapılırlar."



ANAYA BAĞILILIK

Ruh gelişmelerini tamamlayamamış, gelişme basamaklarının birinde takılıp kalmış olan erkeklerden bir kısmı da "Anneye bağlılık"tan öteye geçememiş olanlardır. Bunlar çocukluklarında olduğu gibi, her an gözlerinin içine bakan, her dediklerini yapan, her an üzerlerine kanat geren annelerinden kopamaz, bağımsız bir kişiliğe kavuşamazlar. Böyle erkekler sonradan her hangi bir kadına gerçek bir sevgi ve bağlılık duyamazlar. Farkına varmadan, eşlerinde "Anne"lerini bulmak isterler. Bulamadıkları takdirde, evlilik hayatına ayak uyduramaz; sinirli ve bazen de karılarına karşı zalim bir erkek olurlar.

İnsan İlişkileri

Yaşa, görgü ve terbiye seviyesine, kadınlık veya erkekliğe, tahsil durumuna göre bütün insanlar arasında birtakım farklılıklar vardır. Çeşitli durumlar karşısında herkes berbirinden farklı tepkiler gösterir. Fakat bu değişikliğin çok önemli ve köklü bir nedeni de, insanların "Mizaç" yahut "Yaradılış, tabiat" bakımından birbirlerinden farklı bir yapıya sahip olmalarıdır.

Bir bakıma dünyada ne kadar insan varsa o kadar çeşitli huy, yaradılış ve tabiat vardır. Suratlar nasıl birbirine benzemezse, tabiatlar da öylece birbirine benzemez. Tabiat ve mizacımızı kendimiz yaratmayız, dünyaya gelirken beraberimizde getiririz. Bu arada soyumuzdaki insanların bazı karakter özellikleri de elimizde olmadan bize aktarılır.



İNSANLAR DÖRT ANA GURUBA AYRILIRLAR

İnsanlar arasındaki bütün benzemezliklere rağmen ruh bilimciler mizaç ve karakterleri dört ana gruba ayırırlar:

1 - SICAKKANLI: Duyguları çabuk harekete gelen kimseler.

2 — GERGİN: Çabuk öfkelenen, ihtiraslı tipler.

3- DURGUN: Kolay kılı kıpırdamayan, aldırışsız tipler.

4 — ÜZGÜN: Korku ve üzüntüye kolay kapılanlar.

İnsanların hiç biri kesin olarak ve tıpatıp bu gruplardan birine dahil değildir, öbür tiplerin özellikleri de az çok herkesin tabiatında vardır. Ama ağır basan yönümüzle bu gruplardan birinin temel özelliklerini taşırız.

Sıcakkanlı tip, her zaman neşelidir. İyimserdir, umutsuzluğa, kötümserliğe düşmez. Gergin tabiattaki kimseler ise kolay iyimserliğe kapılmaz, her zaman ihtiyatlıdır, ters ihtimalleri daima hesaba katmaktan hoşlanır. Sıcakkanlı tipler her şeyi kolayca başaracağına inandığı, bu yüzden iyimser ve atılgan olduğu halde gergin tipler küçük aksilikler karşısında çabuk öfkelenir, kötümserliğe kapılır, atılganlığı sevmez. Gergin tip ihtilalci, sıcakkanlı tip barışçıdır.

Gergin tiptekiler hesaplı, ihtiyatlı, ama cesur ve ihtiraslı bir şekilde önemli girişimlere, her şeyi temelinden değiştirecek köklü reformlara kalkışmayı sever. Durgun tipler ise tam tersine, "Bunları yapmak bana mı kaldı? " der, büyük işleri ve değişiklikleri "Olmayacak iş" diye görür ve yerinde oturma yolunu seçer. Üzgün veya "Melankolik" adı verilen tipler ise her üç tipten de farklı olarak devamlı bir korku, endişe ve huzursuzluk içindedirler. Her aksiliği gözlerinde büyütürler.

Durgun tipler, yukarıda belirtilen tiplerden tamamen farklı olarak ne atılgan, ne ihtiyatlı biçimde büyük ve cesurca işlere girişmeyi sevmezler.

Her karakter ve mizaç tipinin iyi ve kötü tarafları vardır. Ama hiç kimse doğuştan gelen mizaç ve tabiatının kölesi olmak zorunda değildir. Hepimiz karakterimizin özelliği olan kusurlarımızı, eksiklerimizi düzeltebiliriz.

Karakter ve mizaç farklılıkları evlilik hayatında önemli bir rol oynar. Birbirine aykırı tipteki eşler, bir taraftan eşlerinin mizaçlarından gelen ve kendilerine ters düşen özellikleri anlayış ve hoş görürlülükle karşılamayı öğrenmeli, beri yanda her iki tip, kendi mizacından gelen kusur ve eksiklikleri düzeltmek için devamlı bir gayret içinde olmalıdır.

Yaşama sanatının da, evlilik sanatının da başarı şartlarından biri budur.

Anne-baba Ve Çocuk İlişkileri

Çocuğunuzu ruh ve bedence sıhhatli yetiştirmek için her şeyden önce bilinmesi gereken şey nedir, diye bir soru sorulsaydı, verilecek cevap şu olurdu; "Çocuk denilen yaratık büyüklerden çok daha dikkatli, çok daha hassas, dıştan gelen etkilere çok daha açık bir varlıktır."



YENİ DOĞAN ÇOCUKLARDA

Çocuğunu emziren bir anne sinirli,herhangi bir sebeple tedirgin veya öfkeli ise, dünyadan habersiz sandığımız minicik bebek bunu, annesinin kendisini tutuş tarzından, sesinin tonundan vücudunu elleyişindeki değişiklikten fark eder, hem de mükemmelen fark eder. Aile hayatı mutluluk içinde geçmeyen, çeşitli etkilerle tedirginlik, sinirlilik, kaygı ve tasa içinde yaşayan bir annenin bu duygularını henüz konuşmasını öğrenememiş bir çocuk bile, akıl almaz bir şekilde sezer ve kendi içinde duyar.Annenin çeşitli heyecan ve korkuları, bebeklikten başlayarak çocuğun ruhuna aktarılır.

Dikkatli anneler, çocuk daha 1-2 aylıkken, ev içerisindeki huzursuzlukların kendi içindeki birtakım sarsıntı ve korkuların çocuklarına nasıl ve hem de ne kadar yoğun biçimde aktarıldığını fark ederler. Bu çocuklar hemen huysuzlaşır, çok ağlar, sebepsiz yere bağırır, birtakım tepkilerle tedirginliğini açığa vurur, örneğin, meme emmekte güçlük gösterir, uykuya dalmayı reddeder, uyuduğu zaman bile tedirginliğini belli eder.

Eğer çocuk bir yaşını doldurmak üzere ise, çeşitli huysuzluklar yapar, değişik biçimlerde korku belirtileri gösterir. İki veya üç yaşındaki bir çocuk, ev içindeki huzursuzluk, tatsızlık ve mutsuzluk havasına; inatçılık, öfke nöbetleri, aksilikler, geceleri yatağını ıslatma, kabızlık, yemek seçme gibi tersliklerle tepki gösterir.



ÇOCUĞUNUZU ANLAYINIZ

Bebeklik ve ilk çocukluk yıllarında çocuğun iç dünyasındaki bu çatışmalar, bunalımlar, huzursuzluklar fark edilmez, ruhundaki yaralar sevgi ve sabırla tedavi edilmezse çocukta çevresine ve yaşamaya karşı güven duyguları geliştirilemezse ergenlik çağında kendisini yeni tehlikeler beklemektedir.

Ergenlik çağına giren çocuk, her şeyden önce bakımsızlığına kavuşma çabası içindedir. Bu yüzden ev içindeki büyükleri ile çatışmalara girmeye zaten hazırdır. Kolayca asileşir. İşte bu çağa, bebekliğinden beri yukarıda açıklanan huzursuzlukların, tedirginliklerin ağır yükü altında giren çocuk, büyük bocalamaların kucağına düşer.

Huzursuz bir ortam içinde yaşamış, sevgi ve yakınlıktan yoksun kalmış çocuklar ergenlik çağına girince anne ve babalarına duydukları isyanı yine bir otorite sembolü olan öğretmenlerine yöneltirler. Kimisi daha ergenlik çağının başında okulu bırakır. Böylece "Öğrenme felci" denilen durum ortaya çıkabilir.

Bu çağda beliren dengesizliklerin, tepkilerin çoğu anne ve babaların, öğretmenlerin anlayışı ve yardımı ile ortadan kalkabilir. Ergen çocuk olgunluğa doğru, kişiliğini yaratmaya doğru hamlesini yapar, büyüklerin dünyasında yaşamaya hazırlanır.



ÇOCUKLARINIZIN YANINDA KAVGA ETMEYİNİZ

Karı - koca kavgalarından kaçınmak her zaman mümkün olmaz. Bazı küçük tartışmalar, gitgide iki tarafın da sinirlerini yıpratır ve oldukça sert bir kavga haline dönüşür. Ruh hekimleri, özellikle iki ve üç yaşlarındaki çocukların, anne ve babaları arasındaki bir kavgayı bitişik odadan işittikleri zaman dahi, büyük bir huzursuzluğa kapıldıklarını belirtiyorlar. Bu yaşlardaki çocukların kendilerini güven içinde hissetmeye büyük ölçüde ihtiyaçları vardır. Anne ve babaları arasındaki kavgalar onlarda ya annesinin, ya da babasının evi bırakıp gideceği korkusunu yaratmakta ve onun ruhunda derin bir güvensizlik duygusu uyandırmaktadır.

Her anne ve baba, çocuklarının ruh sağlığını korumak için onların önünde veya onların işitebileceği bir şekilde tartışmalara girmekten kendilerini alıkoyabilirler. Herhangi bir şekilde kendilerine hâkim olamamışlarsa, o zaman da hiç değilse bu tartışmayı bir anlaşma ile sona erdirmelidirler. Böylece çocuğa her tartışmadan sonra bir anlaşmaya varılabileceği gösterilmiş olur ve onun ruhunda birtakım gerginliklerin birikmesi önlenir.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta da, anne ve babaların, bir tartışmadan sonra yalnız başlarına iken değil de, çocuklarının önünde barışmalarıdır.

İdeal Mutfak Nasıl Olmalıdır?

Kadınların, evde geçirdikleri vakitlerinin büyük birkısmını mutfakta yaptıkları işler alır. Ev kadını için bu derece önemli olan yerin, her şeyden önce rahat ve kullanışlı olması gerekir. İdeal bir mutfağın nasıl olması gerektiğini aşağıda açıklıyoruz:



MUTFAK KÜÇÜK BİR FABRİKADIR.

Mutfak küçültülmüş bir fabrikaya benzer, nasıl ki fabrikaya gelen hammaddeler boşaltılıp stok merkezlerine taşınır ve sonra işlenerek kullanılmaya hazır hale getirilirse, alınan yiyecek maddeleri de mutfakta aynı sisteme göre yerleştirilip kullanılmalıdır. Mutfağın girişinde, yiyecek maddelerinin yerleştirileceği çekmeceler, gözler ve buzdolabı bulunmalıdır.

Bunları malzemenin toplanıp hazırlandığı ilk bölüm, "SU BÖLÜMÜ" (yiyecek maddelerinin yıkandığı yer) izler. Bunun ardında da "ISITICI-PİŞİRİCİ BÖLÜM" (Ocak fırın) gelir. Bu, son iki blok öyle ayrılmalıdır ki, aralarında, yan taraftaki gözlerden alınacak tabak-çanağın konabileceği biçimde düz bir zemin bulunmalı ve "MASAYA SERVİS" buradan yapılabilmelidir. Aynı yer, yemekten sonra durulanacak bulaşıkların, süzülmeye bırakılmaları için de kullanılabilir. Mutfakta trafik bu şekilde dengelenebilir. Çöp yerini, musluğun altında bir yere koymak, birçok kolaylıklar sağlar.



HERŞEY ELİNİZİN ALTINDA BULUNMALI

Mutfaktaki depoların yüksekliği ne çok eğilmenize, ne de ayak parmaklarınızın üzerine dikilip, kollarınızı fazla uzatmanıza meydan vermeyecek ölçülerde olmalıdır. 90 cm. en az yorucu yükseklik olarak kabul edilmiştir fakat sizin mutfağınızdaki ölçüler sizin kişisel ölçülerinizle orantılı olmalıdır. Gömme dolaplar, mutfakta büyük yer kazancını sağlarlar. Bunların yüksekliği de el yordamıyla erişilebilecek bir yerde olmalıdır. (2.10 civarı). Gömme dolap yaptırırken unutmamanız gereken noktalardan biri de derinliklerinin fazla olmaması gerektiğidir.

Yardımlaşma Ve Dayanışma

Bir ailede ev işlerinin tümünü anne yapar, paranın tamamını baba öder. Çocuklar yer, içer, oynar ve okula giderler. Çocukları anne eğitir gibi kesin iş bölümü ve ayırma olamaz.

Evet, evin geçiminin önemli kısmı babanın üzerindedir, ama bu demek değildir ki "Baba para makinesidir..."



BABAYA YARDIM

Baba, gücü ve yetenekleri ölçüsünde çalışır. Kazancı pek yetmiyorsa, daha iyi koşullar arıyorlarsa, aile fertlerinin ellerinden gelirse, bu işte babaya yardımcı ve destek olurlar. Şehirlerde ve köylerde istendikten sonra, her zaman için az çok gelir getiren meşgaleler bulunabilir. Özellikle, yaz tatillerinde, çocukların kazanç sağlamaları, eğitim yönünden de faydalıdır.

Anne daha önceki yazılarımızda da anlattığımız gibi evin yöneticisidir. Çocuklar ve babalar, varsa ailenin diğer fertleri kendi özel işlerini kendileri görmelidirler. (Yatak toplamak, çamaşır dolaplarını, odalarını düzeltmek, ütülerini yapmak gibi.) Çocuklar genel işlerde de vakitleri yettiği kadar anneye faydalı olurlar. Bunları söylendiği zaman değil, her gün belirli işlerin sorumluluklarını yüklenerek yapmalıdırlar. Örneğin kıs çocukları, sofra kurup kaldırmalı, boş saatlerinde de temizlik işlerine yardımcı olmak erkek çocuklar evcil hayvanların bakımını ve temizliğini yapmak, çarşı işlerinin günlük olanlarını sağlamak; büyükanne ve baba, varsa küçüklerle ilgilenmek, alışverişe yardım etmek, mutfak işlerini kolaylaştırmak gibi görevleri yüklenmelidirler.

ANNEYE YARDIM

Aile arasında, sevgi havası yaratıl-mışsa, bu işleri severek yapmalı. Bir büyükbaba için okula başlayan torununun elinden tutup her sabah götürmek zevktir. Bu anne için bir kolaylıktır. Günlük işlerinden biri azalmış olur.

Büyükler anne, baba, büyükbaba ve büyükanne, hala, teyze, amca ve diğer aile büyükleri konuşmalarında, ilişkilerinde saygılı ve terbiyeli olurlarsa, çocuklar da hem onlara karşı, hem de kendi aralarında aynı şekilde davranırlar.

Çocukların yanında, büyüklerini kötü bir dille eleştirmek kırıcı ve kötü sözlerle çekişmeler yapmak doğru değildir.

Çocuklar haklı ve haksızı ayırarak yargı yapamazlar. Buna karşılık sevdikleri ve saymaları gereken büyüklerini huzursuzluğun sorumlusu tutarlar. Onlara karşı güvenleri kalmaz. Asi ve inatçı olurlar. Aynı şekilde kardeşler arasında da geçimsizlik başlar.

Anne ve baba hiç bir zaman kardeşler arasında ayırım yapmamalıdırlar. İlerde kardeşlerin birbirlerine destek olacağını ve hayatta yalnız kalmamak için birbirlerini sevmeleri gerektiğini düşünmelidirler. Bazı aileler kardeşleri örnek göstererek, nispet vererek eğitmeye çalışırlar. Bu tamamen yanlış bir yoldur. Çünkü bu kardeşler arasında kıskançlığa yol açar. Her çocuğun yeteneği aynı olamaz. Birinin başarısı diğerine kıskançlık değil, sevinç kaynağı olmalıdır.

İhtiyarlamaktan Korkmayın

İhtiyarlamak korkusu, kadınların ruhunu genç yaşlarından başlayarak gittikçe daha korkunç duruma giren bir kabus gibi sarar. Orta yaşlardan sonra ihtiyarlama korkusu bazı kadınlarda iç buhranlara, nevroz denilen sinir bozukluklarına yol açar. Gerçi kadın "Yaş dönümü" adı verilen dönem ve bu dönemde kadının beden yapısında başgösteren bir takım değişiklikler, bu yüzden ileri gelen ruh ve beden sarsıntıları başlıbaşına incelenecek bir konudur. Ancak ihtiyarlamak korkusunun onda, gençlikten beri sinsi sinsi kıpırdadığını, yaşı ilerledikçe ruhunu kemirdiğini bilmedikçe, kadınların bazı davranışlarını anlamaya imkan yoktur.



İKİ BÜYÜK KORKU

İhtiyarlamak korkusu, evlenememek korkusu ile birlikte, birçok kızları istemedikleri kimselerle evlenmeye yöneltir. Birçok kadınlar bu korkuyu daha kuvvetli hisseder, aynanın karşısına geçerek saatlerce yüzlerinde ihtiyarlık belirtileri ararlar. Makyajlarını her gün biraz daha koyulaştırarak ihtiyarlığa karşı bir mücadeleye girişirler. Bu uğurda işkence sayılabilecek tuvalet ve güzelleşme çarelerine seve seve katlanırlar.



BEĞENİLMEK İSTEĞİ

Her kadın hoşa gitmek ister. Her , kadında, istek uyandırabilecek durumda olduğuna inanmak ihtiyacı vardır. Hatta kadınların büyük çoğunluğu, sadece bu inançla yetinebilirler. Evli iseler, kocalarına bağlı kalır, dürüst bir evlilik hayatı sürdürürler.

Çok süslenen kadınlara "Hafiflik" damgası vurmak, düpedüz insafsızlıktır. Onlar sadece hoşa gittiklerini görmek isterler. Sevilebilecek, aşık olunabilecek bir varlık olduklarına inanmak ihtiyacındadırlar. Kadınlar, ancak beğenilmek, istenilmek imkanlarına sahip olduklarını gördükleri zaman kendilerini mutlu hissedebilirler. Bütün istekleri, erkekleri kendilerine bağladıklarını görebilmektir. Bunu gördükten sonra geri çekilir ve daha ileri gitmekten kaçınırlar. "Koket" kadın adı verilen tipler, beğenilme isteğine doyamamış tiplerdir.

Çocukların Hayata Hazırlanması

Acaba kaç aile, belirli bir yaştan sonra çocuklarını hayata hazırlar? Bu evdeki genç kızın kafasına, "Artık evlenme yaşım geldi" fikrini sokmak ve bir kenara çeyiz niyetiyle birşeyler ayırmak değildir. Çocukları hayata hazırlamak, daha çocuk denecek yaşta başlamalıdır. Genç kızların ev işlerine, erkek çocukların ise babanın yapacağı işlere yardım, çocukların eve bağlanmalarını, bir ev hayatının sorumluluğunu yavaş yavaş yüklenmelerini sağlar. Böylece, ilerde eşleriyle tek başlarına kalacakları evlerinde şaşırmazlar.



BİLGİ VE UFAK TECRÜBELER ŞARTTIR

Hemen hemen bütün işler için bir hazırlık devresi gerektirir. Yeni bir işe ait kitaplar okunur, veya o işi bilen kimselerden bilgi, tecrübe edinilir. Bazen herhangi bir yeni işe hazırlanmak için hem bilgi almak, hem de tecrübe edinmek gerektir. Halbuki çoğu kızların ergeç atılacağı evlilik işi için önceden hazırlanıp, bilgi edindiklerini ve tecrübe sahibi olduklarını görmüyoruz. Bir kızın evlenebilmesi için belirli bir yaşa gelmesi ve bir koca namzedi bulması kafi addediliyor bugün.Halbuki iyi bir ev kadını ve iyi bir eş olabilmesi için birçok bilgiye ve yeteneklere sahip olmak gerektir.

Mesela bir genç kız ev bakımı, çocuk bakımı, hasta bakımı, temizlik, yemek pişirmek gibi işlerden hiç olmazsa biraz anlamalıdır. Evlilik münasebetlerini bilmek ve idare etmek için lazım olan bilgi ve olgunluk da caba...

Beri taraftan erkekler de bugün evlilik hayatına hazırlıksız atılıyorlar. Onlara öğretilen yegane vazife kuracakları evi geçindirmek için lazım olan parayı kazanmaktır. Evlilikte lazım olan diğer vazife ve sorumıuluklar doğrudan doğruya onun idrakine ve kabiliyetine bırakılıyor.

Genç kızları evliliğe hazırlamak için en ideal yer muhakkak ki evdir. Eskiden olsa, evde sadece ev işi ile meşgul olan bir kız evlenme çağına geldiği zaman, evlenme işine hazırlanmış sayılırdı. Normal bir aile hayatı içinde yaşayan bir genç kız için ev işi öğrenmek, büyümenin tabii bir devresiydi. Genç kız yemek pişirmesini, dikiş dikmesini, evi çekip çevirmesini evdeki büyüklerden tabii olarak öğrenirdi. Erkek çocuk ise evin içindeki ufak-tefek tamir işlerini, bahçeyle meşgul olmayı bilirdi. Çocuklar büyüdükçe tabii olarak kendilerinden küçük kardeşlerine de bakarlardı. Halbuki şimdi, erkek veya kız olsun, çocuklar sabah karanlığında okula gidiyor, okuldan döndükleri zaman derslerini hazırlıyorlar, akşamları da ya radyo dinliyor, ya da televizyon seyrediyorlar. Hafta tatilleri de onların dinlenmelerine veya gezmelerine ayrılıyor. Bu gençler okulu bitirir bitirmez de hemen iş hayatına atılıyorlar. Günümüzün ekonomik durumu ailenin her ferdinin karınca kararınca eve yardım etmesini gerektiriyor. Böylece çocuklar evliliğe hazırlıksız olarak hayata giriyorlar. Bu sebeple şimdiki bölünmüş aceleci aile hayatında, eski aile hayatının "Yuva" havasını, "Beraberliğini" bulmak müşkül oluyor.



SİZ ÖYLE YETİŞMEDİNİZSE BİLE, ÇOCUKLARINIZI YETİŞTİRİN

Bugün evliliğe hazırlanmadan hayata atılmış olan gençler sadece hallerinden şikayet etmekle yetinmemelidirler. Şayet çocuklarını aynı hüsrana mahkum etmek istemiyorlarsa onlan şimdiden yetiştirmek yine kendilerine düşer.

Çocuğun gelecekteki evlenmesinde mutlu olup olmamasına tesir eden etkenlerden biri de çocukluğunda yetiştiği evin havasıdır. Anneyle baba ve çocuk arasında bir sevgi varsa,çocuk bunu tabii bir şey olarak kabul eder ve ilerde kendi kuracağı evde böyle bir hava yaratmak için uğraşır.

Çocuk büyüdükçe onun aile içindeki görevlerini arttırmak gerekir. Derslerini etkilememek şartıyla ona bazı vazifeler vermeli ve bunları her zaman yapmasına dikkat etmelidir. Mesela bulaşıktan sonra kap kacağı kurulamak pek vakit almayan ve sıkıcı olmayan bir iştir. Bunu muntazam yapmaya mecbur olmak çocuğa ağır gelmez ve onu ev hayatının disiplinine alıştırır.

Çocuklara müzik salmak, resim yapmak gibi bazı şeyler öğretmek onlara bazı zevkler aşılamak çok faydalıdır. Yemeğe meraklı olan bir kıza önce alelade bir yemek değil de, ayrıca bir özen isteyen basit bir pasta veya kek gibi şeyler yapmasını öğretmek hem faydalı, hem de zevkli olur. Kek yapmayı iftiharla benimseyen küçük kız zamanla gündelik yemeklere de merak salabilir. Bunun gibi kız çocuklara sofra kurdurmak, nakış, dikiş öğretilebilir. Akranlarının bilmediği marifet ve kabiliyetlere sahip olmanın verdiği övünme, çocuğun ev işlerini benimsemesine vesile olur. Olmasa bile edindiği o kadar bilgi onun için kardır. Bunun gibi erkek çocukları da sokaklarda hayta bırakmamak, baba tarafından bazı erkekçe işlere alıştırmak aile sorumluluklarına iştirak ettirmek gerektir.

Bütün aileyi ilgilendiren işlerde sık sık çocuklara da fikir danışmak faydalı olur. İstek ve fikirleri kabul edilmediği takdirde onlara bunların sebepleri mutlaka izah edilmelidir. Çocuk, her şeyden evvel sorumluluk ve şahsiyet sahibi bir varlık olduğunu idrak etmelidir.

Aile hayatının kötü taraflarından şikâyet etmek kafi değildir. Bu kötülükleri düzeltmek için harekete geçmek lazımdır. Bu da ahlakçıların psikologların yapacağı bir iş değil, doğrudan doğruya anne ve babanın vazifesidir.

Faydalı Bilgiler

Bacanız mı tutuştu ?

-Şöminenizin bacası tutuşursa,fırın kısmına bir iki avuç tuz atın.Ateş bacadaki kurumları yaktıktan sonra sönecektir.

Camları temizlemek için...

-Üzerinde kir birikmiş cam ve cemekanları temizlemek için hafif alkollü suya batırılmış bir bezle silmek, sonra yine yumuşak bir bezle kurulamak yeterlidir.

Deri koltuklara dikkat!

-Deri kaplamalı sandalye ve koltuklar üzerinde biriken kirleri temizlemek için, iki üç yumurta akını iyice çırptıktan sonra, yumuşak bir fanila parçası ile deri

kısımların üzerinde ovarak gezdirin.

Beyaz boyalı tahtaların temizlenmesi

-Beyaz boyanmış kapı, pencere, çerçeve ve benzeri tahta eşyayı temizlemek için kolay bir usul: Birkaç tane soğanı iyice yumuşayana kadar bir tencerede kaynatın. Yumuşak bir bezi bu suya batırarak temizleyeceğiniz yerlere sürün. Boyanın eski parlaklık ve temizliğini kazanabilmesi için fazla ovmanız gerekmeyecektir.

Fayanslar deterjanlı suyla temizleniyor

-Bütün fayans eşyalar (biblo, mutfak aletleri, karolar, v.s.) aynı şekilde temizlenirler. Deterjanla köpürtülmüş sıcak suda iyice yıkayıp, yine sıcak su ile durulamak yeterlidir. Kurularken dikkat edilecek nokta, kurulama bezinin tüy bırakmayan cinsten olmasıdır.

Mobilyalar nasıl temizlenir ?

-Elbise dolabı, gardrop, şifoniyer ve karyola gibi geniş yüzeyli mobilyalarınızın üzerine biriken kirleri temizlemek için iki kaşık zeytinyağı, dört kaşık sirke, üç kaşık da terebentin esansını iyice karıştırarak bir fanila parçası ile bu yüzeyleri silin.

Ampulleri soğumadan yıkamayın...

-Odanın içinde uçuşan toz zerrecikleri ampullerin üzerinde birikerek, dış yüzeylerini adeta ince bir zar şeklinde kaplarlar ve bu tabaka temizlenmediği takdirde, zamanla kalınlaşarak ampulün ışık gücünü önemli ölçüde azaltır.Gözlerimizin sıhhati bakımından

bu durum oldukça zararlıdır.Ampuller, ayda bir kere aşağıdabelirtilen şekilde temizlendiği takdirde hem ışık güçlerinden daha çok faydalanılmış, hem de

gözler kötü aydınlatmadan ileri gelebilecek rahatsızlıklardan korunmuş olur.

Elektriği kapadıktan sonra, ampul yuvasından çıkarılır, önce bir bez parçası ile tozu alınıp, yarı su, yarı alkol ile hazırlanmış bir sıvı ile güzelce yıkanır. Yıkama işlemi tamamlanınca, dikkatle kurulanıp yerine takılır. İyice kuruduğundan emin olduktan sonra, kullanılmaya başlanabilir. Fluoresan ampuller de aynen, normal ampuller gibi temizlenirler.

DİKKAT: Ampulleri yıkarken tamamen soğumuş olmalarına özellikle dikkat edin; aksi takdirde elinizde patlayabilirler.

Şişelerin temizlenmesi

-Şişelerin temizliği içlerinde bulunan maddelerin cinsine göre yapılır.Şarap,sirke, alkollü içkiler ile dolu şişeleri temizlemek için içlerine bol miktarda tuz atınız ve dörtte birini boş bırakacak şekilde sıcak su doldurunuz.İyice salladıktan sonra,birkaç kere, temiz suyla doldurup boşaltarak çalkalayınız. Eğer şişeniz, istediğiniz gibi, temizlenmemiş ise bu işlemi birkaç kere tekrarlayınız. Zeytinyağı, süt v.s. gibi maddelerle dolu olan şişeleri temizlemek için: İçine biraz deterjan ve sıcak su doldurarak iyice sallayınız. Şişe tamamen temizlenene kadar, temiz ve soğuk suyla doldurup boşaltarak çalkalayınız.Tencerenin dibi tutmuşsa...

-Tencerenizin dibi tutmuşsa,çatal, bıçak vs. gibi sert madeni eşyalarla kazıma yoluna gitmeyiniz. Bunun yerine içine bir miktar deniz tuzu atacağınız tencerenizi

kaynar suyla doldurarak bir süre bekletiniz. Bu usul işe yaramıyorsa, içinde sirke, alkol veya çamaşır suyu kaynatarak daha sonra,ovmanız gerekir; pırıl pırıl olduklarını göreceksiniz.

Lake eşya üzerindeki lekeler

-Lake eşya üzerindeki kir ve lekeleri temizlemek için keten yağı ile aynı ölçüde terebentin esansı karıştırılır. Yumuşak bir bez bu karışıma batırılarak temizlenecek

eşyanın üzeri ovularak silinir, kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra da yünlü bezle parlatılır.

Bir başka temizleme yolu da şudur: Keten yağma batırılan bez, buna daldırılır ve bununla leke yavaş yavaş silinir, sonra fanila parçacı ile ovulur.

Sirke ne işlere yarar?

-Örümcek ve sinek ısırmalarında sirkeye batırılmış pamuk, ışınları yerdeki acıyı hafifletir, kabarmaları önler.

-Bayılan kimselere keskin sirke koklatmanın ayıltıcı etkisi vardır.

-Alkol yanıklarını sirke ile yıkamalıdır.

-Başı, şampuan veya sabunla yıkadıktan sonra çalkalama suyuna 3 çorba kaşığı sirke ilave edilirse, saçlar yumuşak ve parlak olur.

-Parmaktaki meyve lekeleri sirke ile ovulunca çıkar.

-Siyah renkli kumaşlara parlaklıklarını yeniden kazandırmak için, sirkeli suya batmış fırça ile fırçalanır.

-Bir bardak suya iki kaşık sirke karıştırarak kauçuk kumaşlardaki çamur lekeleri çıkartılır.

-Kerevizin kararmaması için,pişirmeden önce 3 saat sirkeli suda bırakılır.

Danteller özel dikkat ister

-Dantel, ince işli, narin ve dayanıksız ise-ki bütün eski danteller böyle olurlar-temizlikleri de ayrı bir dikkat ister, önce danteli, tertemiz bir şişenin etrafına dolamak ve bu şekilde rendelenmiş sabunla köpürtülmüş ılık suya daldırmak gerekir. Sonra şişeyi ağzından tutarak suyun içinde hafif hafif çalkalamak ve bunu birkaç defa tekrar etmek lazımdır. Durulma işlemi de aynı yıkama gibi yapılır, özellikle yıkama ve durulama sularının sıcaklığının aynı olmasına dikkat edilir. Sonra düz bir satıha serilmiş temiz bir çarşaf üzerine, şişe yuvarlanır dantel yayılır ve böylece kurumaya bırakılır.

Dantel dayanıklı ve sağlam ise, onu ılık sabunlu suya batırıp bir süre bekletiniz. Sonra aynı sıcaklıktaki birkaç değişik suda çalkalayınız. Düz bir satıha gerilmiş bir çarşaf üzerine jfe 'arak kurumaya bırakınız.

Dantelleri ütülemek için ise, onları hafifçe nemlendirilmiş iki çarşaf arasına, düzgün bir şekilde yerleştirip, ütüyü çarşaf üzerinde gezdirmeniz yeterlidir.

Mürekkep lekesi nasıl çıkartılır ?

-Çıkarması çok zor olan lekelerden biridir. En iyi formül şudur: 2 ölçü oksalik asit, 1 ölçü gliserin ve 1 ölçü saf alkol karıştırılır. Bu karışım leke üzerine sürülüp birkaç

saat bırakılır. Sonra soğuk suya batırılır. Mürekkep suya yayılacaktır. Suyu değiştirip bu işi leke tamamen çıkıncaya kadar tekrarlamak gerekir. Sulandırılmış

amonyakta çalkalandıktan sonra temiz suda durulanır. Kumaşın nemi bir kurutma kağıdı ile alınır.Beyaz çamaşırlarınız üzerinde mürekkep lekeleri varsa, üzerine sulandırılmış hardal yayın, yarım saat öyle bırakın ve süngerle yıkayın.

Köpüklü bira içmek için ...

-Buzdolabından çıkarıp açtığınız soğuk birada bir lezzetsizlik varsa ve köpürmüyorsa, kabahatsizde değil, kullandığınız bardaktadır.

Bira bardaklarını hiç bir zaman sabunla yıkayıp bezle kurulamayınız.Sabun kalıntıları, biranın köpürmesini engeller. Ayrıca,fazla soğukta bira iyi köpürmeyeceği gibi, bira bardağı ile önceden süt içilmişse, ne denli yıkansa, yağ bardaktan kolayca çıkmayacağı için bira yine iyi köpürmez.

Birayı tadında içmek için yapılacak en iyi şey, bira bardaklarını sodalı sıcak su ile yıkayıp iyice çalkalamak ve tersine kapatıp kendiliğinden kurumasını beklemektir.

Aynaları parlatmak için...

-Üzerinde bir kir tabakası meydana gelen aynaların temizlenip parlatılması için 10 gram sabun rendesi, 20 gram ezilmiş tebeşiri 100 gram su içinde karıştırıp, çalkalayın ve yumuşak bir bezle aynanın üzerini silin

Patates iyi bir temizleyicidir...

-Ellerinizin beyaz veya gri renge boyanmış kapı veya diğer tahta eşya üzerinde nasıl kötü izler bıraktığını bilirsiniz. Tahta eşyanız böyle lekelendiği zaman çiğ bir

patatesi ikiye bölün ve lekeli yerlere hafifçe sürün. Lekeler temizlenecektir.

Gümüş çatal, kaşık ve bıçaklarınızı temizlemek için de, içinde patates kaynatılmış suda yıkayın.

Amonyak ne işe yarar ?

-Ilık suya karıştırılan biraz amonyak ellerdeki fena kokuları giderir.

-Dörtte bir ölçüde amonyak ilave edilmiş su ile elbiselerin yağlı yakaları temizlenir.

-Yünlüler ılık su ile yıkandıktan sonra on litre suya bir kaşık amonyak karıştırarak ılıştırıp çalkalamalıdır.

-Bir litre su içine 2 kaşık amonyak karıştırarak halılarınızı fırçalarsanız, onları pırıl pırıl hale getirebilirsiniz.

-Mutfak kaplarındaki pas lekelerini amonyakla çıkarabilirsiniz.

Meyve ve şarap lekeleri

-Yemek yerken masa örtüsü üzerine damlayan veya dökülen meyve suyu lekesini çıkarmak için, hemen üzerine tuz serpin leke ilk yıkamada çıkacaktır.

örtülerdeki şarap lekeleri de aynı şekilde çıkarılır. İlk yıkamada leke çıkmazsa, bir parça çamaşır suyu meseleyi halleder.

Örtülerde bira lekesi olursa, alkollü su ile siliniz sarı leke kalırsa bunu da oksijenle su ile temizleyebilirsiniz. Fakat örtünüz renkli ise, o sijen yerine biraz çamaşır suyu katılmış sabunlu suda yıkamak gerekir.

« Önceki Sayfa Sonraki Sayfa »