Evlilik - Evlilik rehberi

Eşler Arasındaki İlişkiler

Pek çok kadın ya kendi kendine, ya da çok yakın bir arkadaşına, hattâ doğrudan doğruya kocasına şöyle der. "Öyle hissediyorum ki evlilik hayatımız tatsızlaşmaya başladı. Gerçi kocam evini ihmal etmiyor, bana karşı belirli huysuzluğu veya umursamazlığı da yok. Kavga da etmiyoruz. Ama karı-kocalık münasebetlerimizde bir şey eksildi. Birbirini seven iki eş gibi değil de sadece aynı yatağı paylaşan iki oda arkadaşıymışız gibi bir hale geldik."

Eğer kocanızın sevgisinde bir azalma, evlilik hayatınızda bir donukluk, soğukluk görüyorsanız, ilk işiniz bunun neden ileri gelebileceğini soğukkanlılıkla araştırmak olmalıdır. "Sen artık beni sevmiyorsun" diye eşinize sitemler etmeniz, hattâ bazılarının yaptığı gibi bunu devamlı bir dırdır haline getirmeniz, o soğukluğu büsbütün arttırmaktan başka işe yaramayacaktır. Eğer "Kocam artık beni sevmiyor" düşüncesine, evliliğinizin daha ilk yıllarında kapıldıysanız büyük bir ihtimalle aşırı romantik bir evlilik anlayışına sahipsinizdir. Altı ay önce kusurlarınızdan bile hoşlanan kocanız, bir süre sonra tamamen değişebilir... Böyle bir durumda kadının yapacağı şey önce "Niçin" diye kendi kendine sormaktır. Söylediğimiz gibi romantik bir evlilik anlayışı içindeyseniz, hata sizdedir. Evlilik yalnızca aşk dolu kucaklaşmalar değil, aynı zamanda üç öğün yemek yemek, bu yemeği doğru dürüst hazırlanmış bir sofrada yemek, çöp tenekesini de dökmek, gömleklerin düğmesini de dikmek, çorapları da yıkamaktır. Yorgun argın evine dönen erkek, içerisi harman yeri gibi bir odada aşk heyecanı duyamaz. Sabahleyin işine gitmeye hazırlanırken ceketinin kopuk düğmesinin dikilmemiş olduğunu görmek, ya da giyecek çorap bulamamak elbette sizi pek de şirin göstermez. Sizi artık eskisi kadar sevimli ve cazip bulamadığından şikâyet etmeğe kalkışmadan önce, bir kadın olarak kendinizi eskisi gibi cazibeli ve sevimli görünme gayretinizi devam ettirip ettirmediğinizi kontrol ediniz. Birçok kadın, evlendikten sonra artık her şeyi "Oldu bitti" diye kabul eder. Ev içinde saçını taramanın bile gerekliliğini hatırlamaz. Eve yabancı biri gelmeyecekse, üzerine sadece eski püskülerini geçirerek, pasaklılık ve hantallığı âdet haline getirerek karşılar veya uğurlar kocasını. Bu tipteki bir kadın kocasının onu hâlâ cazip ve sevimli bulmasını nasıl bekleyebilir?

ACABA KOCANIZI

ZORLUYOR MUSUNUZ?

Kocanızda size karşı soğukluk, bir uzaklaşma hissediyorsanız, bir de şunu sorun kendi kendinize: Acaba ondan, gücünü aşan şeyler istemeyi âdet haline mi getirdiniz? Normal kazancı ile size ve çocuklarınıza alamayacağı şeyleri ondan ısrarla istemekte devam ediyor musunuz? Bunun iki sonucu olur: Kocanız kazancını arttırmak için bütün gücünü sonuna kadar harcayarak çalışır, ilâve iş imkânları bulur, eve geç gelir. O zaman "Kocam işinden başka bir şey düşünmez hale geldi" demeğe hakkınız yoktur. Ya da bütün çalışmasına rağmen her istediğinizi yapamamaktadır, o zaman da gururu incinir, size âciz veya yetersiz bir koca olarak görünmenin azabı içindedir. Bu durumda iken ne yüzünüze gülmek gelir içinden, ne de sizi rahatlıkla ve heyecanla kucaklamak isteği. Hiç istemediği halde, en sonunda karısından ayrılmak çaresine sığınan bir erkek şöyle demiştir: "Evliliğimizi sona erdiren şey, karımın her zaman kendisini haklı, beni kusurlu bulmak isteyişi oldu. Son olarak bir dükkân açmıştım. Ne zaman işler kötü gitse: "Ben sana dememiş miydim!" diye çıkıyordu karşıma. Neredeyse beni kendi kendimden nefret eder hâle getirmişti." Bütün sır işte bu son cümlede saklı. Hiç kimse önce kendi kendini sevmezse, başka birini sevemez. Erkek kendi kendini sevebilmek için önce karısının kendisini sevdiğini, beğendiğini, güvendiğini görmek ister.

Kocanız size çılgınca tutkun olabilir. Ama çocuklarınızın veya dostlarınızın yanında onu küçük düşürmeniz, ona güvensizlik göstermeniz, tutkusunu yok etmese bile saklamaya itecektir onu.

Arkadaşlık Duygusu

Bazı evlilikler vardır ki, bu evliliklerde çiftler dışardan bakılınca birbirlerinin pek dengi değilmiş gibi gözükürler. Bazen kadın çok güzel erkek çok çirkindir. Bazen kadın, erkeğin ablası yerindedir. Biri çok zeki sevimli ve aranan bir insan, diğeri silik ve tatsız görünüşlüdür.

Bu görünüşlere hiç bir zaman aldanmamak lâzımdır.Mutlu olmak ne güzellikte ne parada, sadece çiftlerin arasında anlaşmada, birbirini tamamlamadadır.

BİR ÖRNEK

İngiltere'nin geçmişteki büyük Başbakanlarından Disraeli'nin karısı Mary Anne güzel bir kadın değildi. Hiç bir zarafeti yoktu, parlak bir zekâya da sahip değildi. Başbakan karısı olduğu halde, öyle kötü giyinirdi ki, kıyafeti bütün Londra halkının dilindeydi. Kocasının verdiği ziyafetlerde, birçok önemli kişilerin bulunduğu toplantılarda durmadan pot kırardı. Büyük Britanya Başbakanının değil, sıradan bir insanın bile, "Evlenilecek kadın" diyemeyeceği bir tipti.

Ama Disraeli ve karısı 30 yıl sevgi ve mutluluk içinde yaşadılar. Disraeli., 35 yaşına kadar bekâr yaşamıştı. Sonra kendisinden 15 yaş büyük saçlarına ak düşmüş, paralı bir dul olan bu kadınla evlendi. Bu bir aşk evliliği değildi. Mary Anne, kocası Disraeli'nin kendisine karşı büyük bir sevgi duymadığını biliyordu. Ama bir politikacı olan kocasına her bakımdan öylesine yardımcı olmuş, onun güç zamanlarında öyle bir destek olmayı başarmıştı ki, Disraeli bütün evlilik hayatı boyunca, her fırsatta karısına minnettarlık duymakta olduğunu çekinmeden söylemiştir.

Büyük devlet adamı, sarayda ve hükümette yaptığı yorucu toplantılardan evine döndüğü zaman ne güzel, ne bilgili, ne de zeki olan karısının yanında ömrünün en tatlı saatlerini geçirirdi. Niçin? Çünkü bu kadın bütün eksikliklerine rağmen bir şeyi çok iyi biliyordu: Kocasına arkadaşlık etmeyi...

İDEAL EŞ

Karısıyla 35 yıl süren evlilik hayatından sonra Disraeli dostlarına "Onun yanında bir tek gün bile can sıkıntısı duymadım," demişti.

Karısının da bu evlilik hayatını tam bir mutluluk içinde geçirmiş olduğuna şüphe yoktur.

35 yaşındaki bir erkekle 50 yaşındaki bir kadın arasındaki bu mutlu evlilikte cinsi cazibenin, cinsel uyuşmanın bir rolü olmadığı bellidir. Aralarındaki evlilik münasebeti karşılıklı saygı ve dostlukla başlamış, yıllar geçtikçe de bu dostluk dar anlamda değil, ama tam anlamında sevgiye dönüşmüştü..

Görünüşte birbirlerine hiç uymadıkları sanılan bu çift, aslında mükemmelen birbirlerine uymakta idiler. Gittikçe derinleşen bir arkadaşlık duygusu,anlayış ve muhabbet içinde zengin bir mutluluk dünyası yaratmışlardı kendilerine. İnsanın olgunluk çağında güvenliği en çok arayacağı yer, evlilik hayatıdır. Evliliğin insana verdiği en önemli güvenlik duygusu da, kadını ve erkeği yalnız kalma, tek başına bırakılma korkusundan kurtarmış olmasıdır. Kadın veya erkekten birisi, evlilikte bu güveni kaybetmeye başladıkları anda, evlilikleri gerçek temelini kaybediyor demektir Bu yüzdendir ki, kıskançlık ve "Tahakküm" dediğimiz "Sahip çıkma" eğilimi, karı-koca münasebetlerinin en etkili kemiricileridir. Bazı kadınlar kocalarının, kocalar da karılarının kıskançlık duygularını kışkırtarak eşlerini kendilerine daha çok bağlayacaklarını zannetmek hatasına düşerler Eşlerin karşılıklı güven ve saygılarını, eşler arasındaki dostluk ilişkisini kıskançlıktan daha etkili bir şekilde yıkan hiç bir duygu yoktur.

BAŞINIZDAN GEÇEN HERŞEYİ KOCANIZA ANLATINIZ!

Bir kadın olarak sokakta, şurada, burada insanın başına türlü tatsız olaylar gelebilir. Yolda kendini bilmeyen bir erkek size sarkıntılık edebilir. Otobüste istenmeyen bir münakaşanın içine mecburen girersiniz. Akşama doğru ya bu hadiseyi unutur, ya da eve yorgun argın gelen kocanızı rahatsız etmemek için bu olaydan ona bahsetmezsiniz. Halbuki bu hatadır. Karısını seven, ona güveni olan bir erkek, başından çok feci bir şey geçmiş bile olsa, karısına ve evine ait her şeyi, evvela eşinden duymak isler. Bazen erkek, bir ahbabından, sizin başınızdan geçmiş olan olaya dair bir şey duyabilir. Eğer daha önce sizden dinlemişse, rahatsız olmadan lâzım gelen cevabı verir. Şayet dinlememişse rahatsız olur. "Karım bunu benden niçin sakladı acaba? " diye içine ilkin ufak bir şüphe girer. Bu saklamalar devam ederse bu şüphe büyüyüp eşine karşı duyduğu güveni bir gün yıkılabilir.

Aşk

İki İnsanı birbirine bağlayan "Aşk" nedir biliyor musunuz? Bunu bazı kimseler, hem de okumuş kimseler bir "Hastalık" olarak vasıflandırırlar. Bunu belki de bir espri uğruna söylemiş olabilirler. Ama yine de bu vasıflandırmalarında bir dereceye kadar bir hakikat payı görürler. Kimi kimseler de aşkı sadece seks bakımından mütalaa ederler. Bazıları da esas olarak manevi yönden ruhların anlaşması şeklinde kabul ederler aşkı. Aslında aşkla sevgi aynı şeydir. Ama aşk, sevginin daha koyu, daha ateşli şeklidir. Yüzyıllardan beri birçok edebiyat, bilim adamı, filozof aşkın tarifini yapmıştır. Biz bunların içinden en akla yakın olanını, Alexis Carrel'in fikirlerini aşağıya alıyoruz. Alexis Carrel, bu tip insan ilişkilerine, kadın erkek meselelerine, psikolojik sorunlara ait yazılarıyla dünya çapında ün yapmış, Nobel Armağanı kazanmış bir yazardır.

AŞK NEDİR?

Aşk esrarengiz bir şeydir. Gözle görülmez, elle tutulmaz. Bununla beraber çelik kadar sahici, ölümden daha kuvvetlidir. Çılgın bir ihtirastan, büyük ve sonsuz bir sevgi doğabilir. Bir evlilik hayatında bu sevginin mevcudiyeti, yabancılar tarafından kapıdan girer girmez hissedilir.

Aşkın doğuş yeri hem bedenidir, hem ruhidir. Yumurtalıklar tarafından kana salını verilen maddeler insanın his ve zihin faaliyetleri üzerinde büyük rol oynar. Şuurlu ve şuursuz olarak aşkı doğuran esas fonksiyon cinsi arzudur. Çünkü insan birleşme ve çoğalma amacıyla yaşayan bir hayvandır. Eskiden olduğu gibi, bugün de gençler, aşk yapma sanatını doğuştan bildiklerini zanneden yanlış fikirler taşıyorlar. Bunun sonucu olarak evlilik hayatında pek mutlu olamıyorlar. Çünkü evlilikte aşk, zannedildiği kadar kolay bir iş değildir. Ruhi ve bedeni büyük bir hazırlığa, zekaya, bilgiye ihtiyaç vardır. Evliliğin ilk amacı cinsi arzuyu, birleşme, dolayısıyla çoğalma arzusunu tatmin etmektir. Bu tabiatın karşı gelinmez ve inkâr edilmez bir kanunudur. Cinsi arzuyu tatmin de sadece sinemalarda görülen, fotoromanlarda okunan romantik bir macera değildir. Cinsiyet insan faaliyetlerinin ve başarılarının bütününün biyolojik başlangıç noktasıdır. Evlilik saadetinin ise temel direğidir. Evliliğin en büyük güçlüğü, bedeni bir birleşmeyi, ruhi bir birleşme ile tamamlamaktır. Bir erkek ve bir kadın en yakın anlarında bile, birbirlerinden son derece uzak olan iki ayrı yaratıktır, fakat birbirlerini tamamlarlar. Bununla beraber aralarında bedeni olduğu kadar his ve ruh bakımından bir eşlik doğması pek güçtür. Hakiki aşk bile, kan-kocayı cinsi münasebetin bazı tehlikelerinden koruyamaz. Gençlikte yapılmış ifrat cinsi faaliyet, vücudun da, zihnin de tam oluşumuna engel olur. Gençlikten sonraki yıllarda cinsi ifrata kaçmak da insanı zamanından çabuk yaşlandırır.

CİNSİYET HAKKINDA BİLGİSİZLİKLER

Koca yorgun veya üzgün olduğu zaman kadın onu sevişmeye zorlamamalıdır. Beri tarafta cahil bir kocanın, karısının cinsi ihtiyaçlarını düşünmeden sırf kendi için sevişmesi de karşısındakini bezdirebilir. Zaten araya cehalet ve bencillik girdi mi, arada aşk kalmaz. Sonra hastalık da aşkı öldüren etkenlerden biridir. Ekseri erkekler, evlenmeden önceki sevişmelerinin kendilerindeki tortularını bilmeden kanlarına aktarırlar. Bunun için her erkek, hattâ dul kadınlar evlenmeden önce iyice bir muayene olup, lüzum varsa akı bir tedaviden geçmelidirler. Cinsi sevişmeler için, umumi ve değişmez bir kaide yok gibidir. Sevişmenin sıklığı ve seyrekliği her çifte göre değişir. Sevişmede çok hızlı olanlar bulunduğu gibi, orta kararlar ve yavaşlar da vardır. Çiftler kendi bünyelerini bilmeli, başkalarına gıpta edip ne kendilerini zorlamalı, ne de bünyenin ihtiyacına gem vurarak zorla dumura uğratmaya çalışmak; her çift kendi beden ve ruh durumunu dikkate alarak yaşamalıdır. Evlilik hayatında cinsi münasebetin yeknesak bir şey olduğundan şikâyet edilir. Bu tehlikelerin en büyüğüdür. Sevişmenin derin anlamını hiç bir zaman kaybettirmemek, aksine bunu güzel, ilâhi bir şey haline getirmek için gayret sarf etmelidir. Sevişme de vücudun bazı uzuvları değil, bütün hisler rol oynamalıdır, insanları, hayvanlardan ayıran en büyük özellik, sevişmenin ruh ve kafa seviyesine yükselerek, sırf iki vücut birleşmesi olmaktan çıkabilmesidir. Sevişmeyi sadece bir çiftleşme olarak gören kimselerin, hayatlarının diğer bölümlerinde de incelikten, zarafetten uzak, ilkel birer yaratık olduklarını görürüz.

KARŞILIKLI SEVGİ DAİMA ŞARTTIR

Bir karı-kocanın sevişmesi, bir nişanlı çiftin sevişmesinden tabiatıyla farklıdır. Evli kadın, artık kocasının eşidir. Ama bunu düşünmek ne koca, ne de kadın kendilerini koyu vermemelidir. Her sevişmede, sevişmenin her çeşit küçük sanat oyunları ortaya dökülmeli ve kadın, kocası tarafından her sefer fethedilmelidir. İki taraf da yeknesak,vazife yapıyormuş gibi tavırlardan tamamen sakınmalıdır. Cinsi sevişmenin karşılıklı bir zevk ve sevgi içinde geçmesi için, karı-kocanın gündelik hayatlarının her bölümünde birbirlerine sevgi göstermeleri şarttır. Her fırsatta kendine bağırıp çağıran, kaba davranan ve hiç yakınlık göstermeyen bir erkeğin, sevişme sırasında şevke gelip tatlı sözler söylemesi hangi kadını tatmin eder? Kadında cinsi heyecan daha ağır ve yavaş gelişir. Onu hazırlamak ve alıştırmak lazımdır. Çoğunlukla bunu bilmeyen veya düşünmeyen kocalar, karılarını hazırlamadan sevişmeye başlayarak, onları düşünmeden kendilerini tatmin ederler. Bunun sonucu karılarını bütün hisleri uyanmış, heyecanlanmış bir durumda yüzüstü bırakıverirler. Kadın böylesine huzursuz olur, sinirli olur. Bu hal devamlı şekilde böyle giderse kadın sevişmeden, kocasından bile iğrenmeye başlar. İş, sanat, fen ve politika alanında büyük işler başaran kimselerin aşk hayatında da kuvvetli insanlar olduğu genellikle görülmüştür. Tarihteki kahramanlar arasında cinsi bakımdan sünepe olanlar parmakla gösterilecek kadar azdır.

Aşkın bir lüks değil, tabii bir bünye ve ruh ihtiyacı olduğunu bütün insanlar henüz maalesef anlamış değildir. Karı-kocayı, çocukları, ana-babayı bir arada tutan başlıca kuvvet sevgi ve aşktır. Aile hayatında olduğu gibi, başka insanı ilişkilerde de sevgi şarttır, insan birlikte çalıştığı, yaşadığı kimseleri severse, işlerinde daha başarılı olduğu gibi, hayatından da daha fazla zevk alır. Hele karı-koca arasında aşk zamanla geçse bile, sevgi mutlaka şarttır. Çünkü onlardan dünyaya gelen çocukların ruh bakımından mutlu, vücutça sıhhatli olmaları için bir sevgi havası içinde büyümeleri lâzımdır.

Hanımlara Dört Altın Kural

KOCANIZA KARŞI DAİMA ÇEKİCİ GÖRÜNMELİSİNİZ

Cilve, sadece bir erkeği baştan çıkarmak için yapılmaz. Evli bir kadın da ara sıra erkeğine cilve yapmasını bilmelidir. Uzun yıllar devam etmiş bir evlilik sırasında bile "Artık eskidik, cilveye ne lüzum var? "diye düşünülmemelidir.

Cilve yalnız küçük iltifatlar ya da tebessümle olmaz. Bir kadının davranışları ve giyimi ile de çekici bir kadın etkisini hiç bir zaman kaybetmemesi gerekir.

Kadın, kocası ile sokağa çıkacağı zaman şık giyinmeye dikkat etmelidir. Şık olmak için de, kocanızın hiç sevmediği bir şeyi giyerseniz doğru olmaz. Saç tuvaleti de öyledir. Modaya uymak için saçlarınıza kocanızın sevmediği bir şekil vermeniz hatalı bir davranıştır. Kocanızın gözleri başka kadınlara takılıyorsa, bunda kabahat sizindir. Siz de o kadınlardan daha hareketli, daha cilveli olmaya çalışınız. Bulunduğunuz topluluktaki erkeklerin gözleri de size takılmaya başladı mı kocanızın gözünde hemen değerleniverirsiniz. Tabii bunu yapmak için de ağırbaşlı bir aile kadının ciddiyet çerçevesini aşmamalı ve bayağılaşılmamalıdır.

Bir kadın, zarif ve hoş davranışları ile de başka erkeklerin dikkatini çekebilir.



KOCANIZIN ÖNÜNDE SAKIN AĞLAMAYIN

Göz yaşları konusunda bir kadın, ne kadar dikkatli davranırsa, o kadar iyi eder. Bu, her şeyden önce erkeğinin karakteri ile ilgilidir, öyle erkekler vardır ki eşlerinin gözünden bir damla yaş akmasına tahammül edemezler. Öte yandan, yine öyle kocalar vardır ki eşleri ağlamağa başladı mı, sinirleri bozulur ve kapıyı vurup gidiverirler.

Eğer eşiniz hoşgörü sahibiyse ağlayabildiğiniz kadar ağlayın, fakat bu arada akacak göz yaşlarınızın da bir göl haline gelmemesine özellikle dikkat edin. Çünkü eşiniz ne denli yufka yürekli olursa olsun, bundan da günün birinde bıkabilir. Hani bir söz vardır. "Fazla naz âşık usandırır" diye, işte onun gibi. İkinci sınıfa dahil kocalarla baş etmek zorunluluğunda iseniz, bir-iki damla göz yaşı dökersiniz. Baktınız ki, fayda etmiyor, sakın fazla diretmeyin. Göz yaşından nefret eden bir erkek ile aynı çatıyı paylaşıyorsanız, ya göz yaşı dökmek hevesinden tamamen vazgeçin, ya da sebep pek büyük olduğu takdirde, inci tanesi gibi yanağınızdan süzülecek bir-iki damlacıkla yetinin. Bu çoğu defa daha etkilidir. Ağlamak istiyorsanız, odanıza kapanın ve başınızı yastıklara gömerek dilediğiniz gibi içinizi boşaltın.



KOCANIZLA SOKAĞA ÇIKMAĞA HAZIR OLUNUZ!...

Kadınlık, gerçekten güç iştir. Evlilik hayatında birçok görev ve fedakârlıkları, onun yüklenmesi gerekir. Sokağa çıkma, ya da gezmeğe gitme konusunda da külfet, yine kadına yüklenir. Eşiniz, bir yere gitmek isteğini gösteriyorsa, ona uymağa çalışınız. Yorgun bile olsanız, gayret gösteriniz. Unutmayınız ki sabah yataktan çıkmak istemeyen bir kadın kadar geceleri erkenden yatıp, kocasının arzularına rağmen, hiç bir yere çıkmak istemeyen rahatına düşkün eşler de erkeklerin hoşuna gitmezler. Aynı biçimde yorgun olup da o akşam bir yere gitmek istemeyen bir erkeği, ille sinemaya, ya da tiyatroya gidelim diye zorlamak da, kadınlık sanatına uygun bir davranış sayılmaz. Gerçi fedakârlık biraz tek taraflı görünüyor, fakat kadınlık sanatında fedakârlık payının çokluğunu da göze almak gerekir. Yuvanın mutluluğunu sürdürmek en çok dişi kuşun elindedir. Küçük gibi görünen davranışların bir araya gelmesi, aile mutluluğunu sağlar.



KOCANIZIN DÖNÜŞ SAATİNDE EVDE BULUNUN...

Alışveriş, ya da gezmek için sokağa çıktığınız, ya da bir yere gittiğiniz zaman, daima kocanızın dönüş saatinde evde bulunmaya dikkat ediniz. Çok mecbur kalırsanız, kendisine haber vererek, geç kalabilirsiniz. Fakat bu gibi olaylar mümkün olduğu kadar az olmalıdır, "Kırk yılda bir" diye bir deyim var ya, işte onun gibi... Bütün gün işinde yorulan, sinirleri alabildiğine gerilen erkek, eve döndüğünde, kendisini güler yüzle karşılayan bir eş, iştahını açacak bir sofra,sevdiği yemekler, yorgunluğunu unutturacak rahat bir koltuk arar. Bütün bu isteklerinin başında ise karısının varlığı ve tatlı diliyle yaratacağı hava gelir. Kadın, bir mimar, bir rejisör ve nihayet gerçek rol oynayan bir aktris gibi, bütün bu havayı, bu dekoru ve bu hareketi tamamlayabilmelidir. Bu, aile içinde kadına düşen bir görevdir. Kadın, bu görevinin sorumluluğunu ne kadar çok idrak eder, bu işte ne kadar başarı gösterirse mükâfatı da o derece büyük olur, yuvasının mutluluğunu sağlar.

Uzun Yaşamın Sırları

İstatistikler bütün dünya evlilerini ilgilendiren iki şeyi ispat etmiştir. Birincisi evlenme, ölüme karşı bir nevi sigortadır. 20-29 yaş arasındakilerde 48 evli erkeğe karşılık 90 bekar ve 26 dul veya boşanmış erkek ölmektedir.

Bu ölüm miktarı 40-59 yaşları arasında 192 evli erkeğe karşılık, 264 bekar ve 268 dul veya boşanmış erkek olarak değişmektedir. 60'tan yukarı olanlarda ise 564 evli erkeğe karşılık, 900 bekar ve 1.070 boşanmış erkek ölümü düşüyor. Evlileri ilgilendiren ikinci şey evlilikte erkeklerin, kadınlardan daha genç yaşta öldükleri konusudur. Bunu da istatistikler ispatlıyor tabii..

İstatistiklerin ortaya koyduğu bu rakamlar katı, değişmez bir gerçek değildir. İstatistikler sadece olanları kaydederler. Evli erkeklerin, karılarından önce ölmeleri tabiatıyla şart değildir. Bu sebeple kocalarınızın en az sizin kadar yaşayabilmeleri bazı hususlarda siz eşlerine bağlıdır. Önemli olan taraf kocanızla ilgilenmek için onun hastalanmasını beklemek olmamalıdır. Erkek hayat mücadelesi gibi çok çetin bir savaş içindedir. Onun için hayat arkadaşı olan siz eşleri onların bakıcısı, yardımcısı olmalısınız.

Dışardan mükemmel görünüşte bir erkek her zaman bu görünüşünü nasıl muhafaza edebilir? Beş büyük sigorta şirketinin doktorları yaptıkları devamlı araştırmalar sonucunda bu konuda beş esaslı nokta tespit etmişlerdir. Bu noktalar ev kadınlarının rehberi olmalıdır.



ERKEKLERİ KORUMADA 5 ESASLI NOKTA

1-Kocanız şişmanlıyorsa onu perhize sokmalısınız.

Bunda birinci maksat: Kocanızın şişmanlamasına mani olmaktır. Bunun için de ideal kilo ölçülerine saplanıp kalmaya lüzum yoktur. Bilirsiniz, bir insanın kilosu boyundan 10 eksik olmalıdır derler. Ama bu her zaman ve herkes için aynı değildir. Bu bünyeye ve yaşa göre değişir. Bazı zayıf ve tıknaz vücutlular vardır ki bunlarda kilo farkı boya göre daha az veya daha çok olabilir. Sonra bir insan yaşlandıkça boyu ile kilosu arasındaki fark daha da az olabilir. Bir eş olarak bunu siz kendi görüşlerinize, kocanızın rahat hareket edip edememesine göre hesaplamalısınız. Mesela şu noktalara dikkat edebilirsiniz: Kocanızın kemer kayışı veya yakası sıkı gelmeye başlıyorsa şişmanlıyor demektir. İşte bu ilk tehlike işaretidir. Bu işaret sizi, kocanızın yiyeceklerini kontrol vazifesine davet eder. Sigorta istatistikleri zayıf bünyelerin ve normal ağırlıktaki kimselerin, şişmanlardan daha fazla yaşadığını göstermektedir. Şişmanlığa karşı olan istidadı durdurmak için en etkili çare gıda rejimidir. Vücut hareketleri, jimnastiklerin size, bu rejim kadar yardımı olamaz. Şehirde yaşayan bir adamın günde 2500 kaloriye ihtiyacı vardır. Muhakkak ki kocanız bundan 500 -1000 kalori fazla almaktadır. Zamanla kocanızın iştiharı, sarf ettiği gerçek kaloriden daha fazla olmaya başlar.Böylece sarf edemediği gıda vücutta yağ haline gelir. Bu durum karşısında uygulayacağınız rejim şu olmalıdır:

-Süt ve bol şekerli çay yerine az şekerli veya limonlu çay.

-Makarna, börek gibi hamur işleri ve ekmek yerine,bol ızgara et ve peynir. Lüzumunda iyi kızarmış ince iki dilim ekmek.

Kuru fasulye, nohut, mercimek gibi salçalı kuru sebzeler yerine, daha az yağlı ve kabilse haşlanmış yeşil sebzeler.

-Tatlıdan ziyade, meyve.

Özellikle muntazam ve zamanında yemek yenmesine, yemek saatlerinin belirli olmasına dikkat etmelidir. Bir yemeği atlamak, insanı zayıflatmaz, aksine ikinci yemekte daha çok yemesine veya aralarda öte-beri atıştırmasına yol açar.



2-Kocanızın yeteri kadar dinlenmesini sağlayınız.

Çok kere kocanız gezmekten çok dinlenmeye muhtaçtır. En iyi dinlenme, yemekten önce yapılan dinlenmedir. Yemekten sonra yapılan dinlenmenin pek bir faydası olmaz. Yemekten önce bir çeyrek saat kadar uzanıp dinlenmek, biraz sonraki yemeğin hazmını kolaylaştırır. Yemekten sonra uzanmak ise, insanı ağırlaştırır.

Jimnastik veya bazı beden hareketleri vücudu yormadan muntazaman ve ara vermeden yapılıyorsa, faydalıdır. Bir süre yapılıp sonra bırakılan jimnastik vücudun şişmesine yol açar. Jimnastikte ifrata kaçmak veya gayrı muntazam spor hareketleri yapmak iyilikten fazla fenalık doğurur.

Her yaş için en çok tavsiye edilen hareket yol yürümektir. Kocanız her gün birkaç kilometre yaya yürüyecek vakit bulmalıdır. Bazen siz de onunla birlikte yürürseniz, kendisini bu yürüyüşlere alıştırmış olursunuz.



3-Kocanızın kendisini eğlendiren ve oyalayacak bir meşgalesi olmalıdır.

Kocanızın hayatı bütünüyle işe ve saate bağlı kalmamalıdır. İşle dinlenme arasına yorucu olmayan başka bir iş, zevkli bir meşgale sokmak gerektir. Kocanızın resim çekmesine, pul biriktirmesine, eğer kumar şeklinde değilse, arkadaşlarıyla evde toplanıp oyun oynamasına engel olmayınız.

Unutmayınız ki, onun da çocukken kendine göre birçok oyunları, zevkleri, eğlenceleri vardı. Lüzumsuz bir şey gibi görünen oyun arzusu, ne kadar yaşlansa da her insanın içinde vardır. Boş zamanlarında bir koca eğer zevk alıyorsa evin ufak-tefek tamiratı ile bahçe işleriyle kuş veya tavuk beslemekle meşgul olmalıdır. Eğer kocanız her pazar günü evde kendine bir iş çıkartıyorsa, sizi ihmal ediyor diye sinirlenip kızmayınız. Bırakın istediğini yapsın. Onun bunları yaparken zevk aldığı muhakkaktır. Eğer bozduğu şeyler olursa başka birini çağırıp bunları düzelttirebilirsiniz.



4-Kocanıza karşı göstereceğiniz sevgi ve şefkatte cömert olun.

Kocanızın çalışırken vücudunda biriken zehirleri atmak için yalnız istirahat, yürümek veya bir işle meşgul olmak yeterli olmaz. En etkili çare sizin sevgi ve şefkatinizdir. Akşam eve geldiği zaman kocanız ne kadar endişeli ve üzüntülü görünüyorsa, siz de ona karşı o kadar sevgi dolu ve müşfik davranın. Kocanız ne kadar sinirli ve kavgaya hazır gelirse gelsin, kapıda karşısında güler yüzlü ve sevgi dolu bir insan görünce çabucak yumuşar. Kapıda kendisini karşılayan samimiyet ve şefkat bir çeşit yorgunluk banyosudur. Bu kapıda sevgiyle karşılayış evin içinde de devam etmeli, ondan günün yorgunluğunu ve kızgınlığını tamamen almalıdır.



5-Onu zorlamadan belirli aralıklarla doktora muayene olmasını sağlayınız.

Kocanız önemli bir hastalık hissettiği zaman onu doktora götürmeye zorlayacağınıza, belirli bir yaştan sonra belirli zamanlarda onu muntazaman doktora görünmeye alıştırmalısınız. İhmalkârlık ekseriya tehlikeli sonuçlar doğurur. Aspirinle geçiştirilen bir baş ağrısı veya bir iki gün dinlenmekle savuşturulan bir halsizlik ileride kocanızın başına bir hayli dertler açabilir.Eğer kocanıza iyi bir bakıcı olabilirseniz, eşiniz ve çocuklarınızla uzun süre mutlu yaşayabilirsiniz.

Aile Bütçesi

İnsanları, sıcakkanlı, soğukkanlı içe dönük, dışa dönük tembel veya çalışkan gibi çeşitli yönlerden, çeşitli gruplara ayırmak mümkündür. Bu gruplandırmalardan biri de şudur: Parayı kullanmasını bilen ve bilmeyenler.Bazı kadınlar zannederler ki kocaları bahçeye çıksa ağaçların dallarından istediği kadar para toplayabilir. Para kazanmak ve bulmak onlara o kadar kolay gelir, böyle zannettikleri için de ellerinde para tutmak onları rahatsız eder. Buna karşılık bir lira ile bin lira arasındaki farkı hiç bir zaman öğrenememiş kocalar vardır. Bunların çoğu, karılarına ne kadar para kazandıklarını bile söylemek istemezler. Karılarının da gelişmiş birer beyinleri olduğunu düşünmez, para meselelerini onlara açmaktan kaçınırlar. Buna karşılık, karılarını müsriflikle, para hesabı bilmemekle suçladıkları halde, bu hesabı bilmeyen asıl kendileridir.



YAĞMURLU GÜNLER

Sıhhatli olan yol, eşlerden her ikisinin eve giren parayı kontrolda bir "Ortaklık kurmaları" herhangi bir iş yerini idare ediyormuş gibi, ay sonunda bütçeyi karla kapamalarıdır. Yani, gelir ne kadar küçük olursa olsun, harcamaların kazancı aşmamasını sağlamak gerekir.

Hastalık, işsizlik, tatil günleri gelecektir. Evlilik hayatının beklenmedik zamanlarda "Yağmurlu günler"i olacaktır.Bugünlerin güçlüklerine göğüs germeye her zaman hazır bulunmalıdır.

Ya siz paranızı idare etmesini bileceksiniz, ya da para sizi idaresi altına alacaktır. Devamlı olarak para ihtiyacı içinde kalacak şekilde hareket etmek, kendinizi paranın kölesi haline getirmek demektir. Yaşamayı bunun kadar perişan ve berbat eden şey pek azdır.Birçok evliliklerin karaya oturmasının nedeni, eşlerden birinin veya her ikisinin birden, para konularında şımarık çocuklar gibi davranmaktan kendilerini kurtaramamış olmalarıdır.



MUTLULUK VE ZENGİNLİK

Dikkatle incelerseniz, yaşamanın tadını, hayatın nimetlerini ancak bol para harcayarak satın almaya çalışan, bunların ancak bol para ile satın alınabileceğini sanan kimseler, yeter derecede olgunlaşmamış, aslında yaşamanın tadının ve hayatın nimetlerinin nerede olduğunu öğrenememiş kimselerdir. Yaşamda en büyük mutluluk ve güzellik, sıhhatli olabilmektedir. Yaşamanın tadı pahalı şeylere sahip olarak değil, küçük şeylerin insana verebileceği zevki, sevinci ve mutluluğu bilmekle çıkarılır. Hayatın en güzel şeyleri bedavadır. Ömürleri boyunca mutluluğu arayan bir türlü bulamadıklarını da en sonunda itiraf etmek zorunda kalan büyük zenginler yanında, son derece küçük gelirleriyle mutlulukları her an yüzlerinden okunan çor dar bütçeli insanları görmüşüzdür.

Aile bütçesinde açık vermemek, evin içinde herkese ruh huzuru verir. Mutluluğun baş şartı da bu iç huzurudur. Borçlanma ise devamlı bir huzursuzluk kaynağıdır.

Gardropları elbise ile dolu olduğu halde "Üzerlerine giyecek bir şeyleri olmadığından" yakınan kadınlar vardır. Maaşını aldıktan iki gün sonra arkadaşlarından borç isteyen evli erkekler vardır. Bunların her ikisi de evliliğin gerektirdiği olgunluğa erişememiş kimselerdir.

Para harcamakta hesap bilmedikleri için paraya köle olanlar yanında,para harcamaktan ödleri koptuğu için yine paraya köle olan "Cimri" tipler vardır. Bir yaşına gelip de henüz yürümeye çabalayan çocuklar, nasıl tutunacak bir yer bulamadıkları zaman ayakları üzerinde duramayacaklarını zanneder ve korkuya düşerlerse, cimri tipler de paralarını istif etmezlerse, desteksiz kalacakları korkusu içindedirler. Bu da olgunlaşmamış, çocuk kalmış olmanın açık bir belirtisidir. Müsrif insanın da cimri insanın da çocukça davranışlarını hayatlarının başka alanlarında da görebilirsiniz.

Gelin-kaynana İlişkileri

Gelin- kaynana münasebetleri eskiden beri birçok ailelerde münakaşa mevzuu olmuş ve çoğu zaman da kötü neticelerle sona ermiştir. Bu konuya da eğilen psikologlar, gelinlerle, kaynanalar arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların en önemlilerinden örnekler seçip, bunlara ne şekilde çözüm yolu bulunabileceği hakkında taraflara bir fikir vermek istemişlerdir:



ÇOCUK YETİŞTİRME FARKLARI

Kaynanaların, çocuk yetiştirme sistemleri, gelinlere nazaran genellikle daha değişiktir. Eğer, kaynanalar, gelinlerden gizli olarak bu sistemlerini torunları üzerinde uygulamaya kalkışırlarsa ne yapmalı?

ÖRNEK: Gelin, bir yere gitmek zorunda kalarak çocuğunu meşgul olması için bir günlüğüne kaynanasına bırakır. Ertesi gün akşamleyin çocuk, yatma vakti geldiği halde televizyon seyretmek istemektedir. Annesi yatması için ısrar edince, çocuk ona babaannesinin oturmasına müsaade ettiğini ve ondan çok daha anlayışlı olduğunu söyleyecektir.Cesur bir gelin, kaynanasıyla bu konuda ciddi bir şekilde konuşacaktır. Ona çocukta değişik yetiştirme tarzlarının büyük zararlara yol açacağını izah etmek gerekir.

Kurnaz bir gelin, çocuğun bu reaksiyonunu olgunlukla karşılayacak fakat hiç kimseye belli etmeden çocuğun babaannesiyle beraberliğini kısıtlayacaktır.

Modern bir kaynana, zaten böyle bir duruma yol açmayacak ve torununa, annesinin uyguladığı yetiştirme tarzını tatbik edecektir.

Muhafazakar bir kaynana, her şeyden önce kendi kendine çocuğu niçin yanlış bir yetiştirme tarzı uyguladığını sormalıdır. Bu şekilde çocukta kendisine karşı sempati uyandırmak istemesinin doğru bir hareket olmadığını kabul etmesi lâzımdır.

Bu durumda genç kocanın, annesine ilk fırsatta bir "Çocuk Yetiştirme" kitabı hediye etmesi lazımdır. Bu şekilde onun mantıklı hareket etmesine yardımcı olacaktır.



YEMEK ANLAŞMAZLIĞI

Kaynanalar, değişik yemekler pişirirler. Eğer bu konuda gelinin işine karışmak isterlerse ne yapmalı?

ÖRNEK: Gelin, mutlaka akşam yemeği için et haşlamaktadır. İçeri giren kaynana, oğlunun eti kızartma olarak sevdiğini ve kendisinin ona hep kızartma et yaptığını söyler.

Cesur bir gelin, kaynanasına haşlamanın daha kolay hazmedilebildiğini söyleyecektir.

Kurnaz bir gelin, kaynanasına onun yaptığı kızartmanın daha lezzetli olabileceğini, fakat kendisinin kızartma yapacak kadar çok vakti olmadığını ve bir daha sefere yapabileceğini söyleyerek konuşmanın bir münakaşaya sebebiyet vermesini önleyecektir.

Modern bir kaynana, zaten gelininin mutfak işlerine karışmayacak kadar olgunluk gösterebilecektir.Muhafazakâr bir kaynana, böyle bir tutumla gelinini incitebileceğini düşünmelidir. Onun bu hareketinin bir bakıma, "Ben senden daha iyi yemek pişiririm" anlamına geldiğini unutmaması gerekir.

Genç kocanın bu durumda annesine, onun yaptığı kızartmanın çok lezzetli olduğunu, fakat haşlamayı da ayırdetmeden yiyebileceğini söylemesi lâzımdır. Bu şekilde ne annesi, ne de eşini kırmamış olacaktır.



YARDIM MESELESİ

Kaynanalar, genç evlilere maddi yardım yapmaktan pek kaçınmazlar.Eğer her seferinde bir karşılık beklerlerse ne yapmalı?

ÖRNEK: Genç çiftin maddi bir sıkıntısı vardır. Kaynana onlara yardım edebileceğini söyleyerek bir miktar para verir. Bir müddet sonra oğluna kendisini hafta sonu gezilerinde yanlarına almasını söyler.

Cesur ve sebatlı bir gelin, kocasına bu gibi yardımları pek sık kabul etmemelerinin gerektiğini ikaz edecektir. Bunu kaynanasının ricasını reddetmek anlamına gelmediğini, fakat hür olmanın kendileri için daha iyi olacağını söyleyecektir.Kurnaz bir gelin, kocasına daha idareli davranmalarının gerektiğini söyleyecek ve kaynanasının onların maddi sıkıntılarını öğrenmemesi için çaba sarf edecektir.

Modern bir kaynana maddi yardımı karşısında herhangi bir şey beklemeyecektir.

Muhafazakâr bir kaynananın böyle bir hareketinin gençlerin ona karşı bir antipati duymalarına sebebiyet verebileceğini düşünmesi lâzımdır.

Genç kocanın böyle durumları hiç yaratmaması ve annesiyle eşi arasındaki ilişkilerin bozulmamasına dikkat etmesi gerekir.



İHMAL EDİLME

Kaynanalar bazan kendilerini ihmal edilmiş hissederler. Eğer bu durumda birtakım sitemler ederlerse ne yapmalı?

ÖRNEK: Bir hafta kadar hiç görüşmedikten sonra gelin, bir gün kaynanasına telefon eder. Kaynana telefonla üzgün bir sesle bir haftadır romatizma ağrıları çektiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu, fakat yalnız başına da işlerini görebildiğini sitem dolu bir ifadeyle söyler.Cesur bir gelin, kaynanasına niçin telefon etmediğini ve eğer haber verseydi derhal yardıma gelebileceklerini söyleyerek karşıt sitemde bulunacaktır.

Kurnaz bir gelin, bu sitemi duymamazlıktan gelerek, geçmiş olsun temennisinde bulunacak, bir isteği olup olmadığını soracak ve hemen ziyaretine geleceklerini söyleyecektir.

Modern bir kaynana, böyle bir durumda telefon ederek hasta olduğunu ve yardıma ihtiyaç hissettiğini bildirecektir.

Muhafazakar bir kaynana, bu şekilde sitem etmeye hakkı olmadığını bilmeli ve gelininin yaptığı yardım teklifini kabul ederek meseleyi uzatmamalıdır.

Genç kocanın bu durumda yapacağı tek şey konuya hiç karışmamak ve ilk fırsatta eline bir demet çiçek veya bir başka hediye alarak annesini ziyaret etmek olmalıdır.



EV İŞLERİ

Kaynanalar,ev idaresinde ve ev işlerinde oldukça bilgilidirler. Bundan dolayı gelinin her işine karışmak isterlerse ne yapmalı?

ÖRNEK: Genç evliler, kayınvalideyle birlikte oturmaktadırlar. Gelin odasının pencereleri için kocasının satın aldığı kumaştan perde dikmektedir. İçeri giren kaynana, gelinine bu işi bırakmasını, kendisinin daha çabuk dikebileceğini ve ayrıca onda daha iyi bir kumaş bulunduğunu söyler.

Cesur bir gelin kaynanasına, yardım etmek istediği için teşekkür edecek, ama kendisinin dikmek istediğini belirtecektir. Ayrıca, elindeki kumaşın odasının mobilyalarına daha iyi yakıştığını da söyleyecektir.Kurnaz bir gelin, kaynanasına onun daha çabuk dikiş dikebileceğini bildiğini, fakat kendisinin de dikiş öğrenmesinin gerektiğini, ayrıca bu kumaşı kocasının aldığı için kullanmak istediğini söyleyecektir.

Modern bir kaynana, gelinin odasını zevkine göre düzenlemek istediğini normal karşılayacak ve ona kendisindeki kumaşı göstererek eğer isterse bunu kullanmasını söyleyecektir.

Muhafazakar bir kaynananın, bu konuyu bir münakaşa haline getirmemek amacıyla gelinin verdiği cevabı kabul etmesi gerekir. Böylece gelininin bir yardıma ihtiyacı olduğu zaman kendiliğinden ona baş vurmasını sağlamış olur.

Kıskançlık

KISKANÇLIK, sevgiden doğan bir hastalık olduğundan tedavisi gerçekten güçtür. Aslında kıskançlık duygusu öldü mü sevgi de yok olmuş, ya da hiç değilse azalmış demektir. Bununla beraber eşlerin kıskançlığı yüze sürülen bir krem gibi cıvık cıvık değil, nadide bir parfüm gibi dirhem dirhem harcamaları gerektir.

Kadınların çoğu kocaları tarafından aldatılmak için dünyaya geldikleri inancını beslerler. Erkeklerin yaratılışları itibariyle sadık olmadıkları bir gerçek ise de, bu, karılarını sevmedikleri, hatta çılgınca sevemeyecekleri anlamına gelmez.

La Fontaine'in, "Körpe otlar ve birkaç şeytan beni yolumdan çevirdi" örneği, erkekleri aslında yollarından şaşırtan fırsatlardır. Fakat bu işi, bir bardak soğuk su içer gibi rahatlıkla yapanlar da tabii ki yok değildir. Böylelerine bir diyeceğimiz yok. Allah ıslah etsin demekten başka.. Bizim söz konusu etmek istediğimiz, ufak tefek olaylardır.

öte yandan karılarına tamamen sadık olan kocalar da yok değildir.

Eğer kocanızı gerçekten seviyorsanız. Ona bağlanır, sabredersiniz. Bu sabır, bazan kahredici, sinirlerinizi yapratıcı olabilir. Fakat yine de sabır gerektir. Çünkü sabrın çözümlemeyeceği hiç bir sorun yoktur.

Kocanız, şeytana uyup karşısına çıkan bir fırsattan yararlanmak istemişse ve bu sebeple arada sırada evini ihmal ediyorsa, siz ona karşılık, kendisine olan bağlılığınızı büsbütün artırın. Ona karşı daima nazik olun ve kendisine olan güveninizi her fırsatta açıklayın. Eğer kocanız, henüz evi terk etmemişse, size dönme ümidi daima var demektir. Kocanızın bir kabahatini yakaladığınız zaman, romanlara özgü bir kıskançlık sahnesinin kahramanı olacağınıza, üzüntünüzü gizlice belirtin çok daha iyi. Göreceksiniz, sizin yüceliğiniz karşısında kocanız, yaptığından utanacak ve dışarı ile ilişkisini kesip evine dönecektir.

Evliliği Bekleyen Tehlikeler

-Evliliğin birinci yılında çok dikkatli olunuz.

-Üçüncü yıl da bir hayli tehlikeli bir devredir.

-Yedinci yılda boşanma tehlikesi yüzde on beştir

-En son tehlike ise on beşinci yılda görünür.



Karı-kocayı mutluluğa götüren yolun üzerinde tam dört tehlikeli dönemeç noktası vardır. Bunlardan birincisi hemen balayının sonundadır. İkincisi, sallantı ve istikrarsızlıkla geçen üç yılın sonundadır. Üçüncüsü ise olaysız ve yeknesak geçen yedi yılın bitiminde, sonuncusu ise evliliğin oldukça ilerlemiş bir döneminde, on beşinci yılda karşınıza çıkar. Evliler arasında, 6 çiftten bir tanesi maalesef bu duraklardan herhangi birine takılır ve eşlerinden ayrılırlar.

Boşanmaların yüzde otuzu, birinci yıl sonunda meydana gelir.

Birinci yıl sırasında ve sonunda meydana gelen boşanmalara "rüyanın sonu" adını takmak herhalde yersiz olmaz. Çünkü evlilikteki samimiyet; sözlülük ve nişanlılıkta görülemeyen büyük foyaları meydana vurur. Gerek kadın, gerekse erkek hayatına yabancı birinin artık herşeyiyle girmiş olduğunu farkeder.Bu durumdan şikâyetçi olan ekseriyetle kadınlar olur. Bir zamanlar kendisine çiçek, şeker, çeşitli şeyler hediye eden sevimli gencin yerini şimdi sabahları evin tek banyosunu tekeline alan ve diş macunu tüplerinin ortasından sıkmak gibi kötü huyları olan bir adam almıştır.

İlk yıl boşanmalarına doktorlar çoğunlukla cinsi sebepler gösterirler. Geceleyin erkeğin sevişme arzularını reddetmek bunların başlıcalarındandır. Bu haller bazı melodramlara dahi yol açabilir. Bu yüzden Fransa'da Carliot adında bir çavuşun bir aylık karısını yatakta boğduğu söylenir. Adam karısını çok seviyormuş. Herhalde bilgisizlikten biraz fazlaca acemilik etmiş ve karısına kaba davranmış. Ölüm bunun sonucu, sevişme ânında olmuştur.

İsviçre'de yapılan ciddi bir anket sonunda evli kadınlar arasında yüzde onbeşinin cinsi zevklere karşı bilgisiz, yüzde yirmisinin de cinsi bilgi ve zevklerden habersiz olduğu anlaşılmıştır.

Yolları bu dönemeçte ayrılanlar, acele hareket etmemiş olmak için boşanmalarını geciktirmiş olanlardır. Esasında bunların, evliliklerinin birinci yılında ayrılmaları gerekirdi. Fakat "Bekleyeyim, belki zamanla düzelir," düşüncesi ekseriya bu gecikmeye sebep olur.

Eğer bir çocuk doğup da bütür, meseleleri yoluna koymamışsa, ailenin işleri bitik demektir. Yargıçların ekseriya müşahede ettiklerine göre üçüncü yılın sonunda yargıç

karşısına çıkmış eşlerin çoğu boşanma hususunda anlaşmışlardır.

Yani kadın da, erkek de birbirinden ayrılmak istemektedir. Kadın, gazete okuyup sigara içmekten başka düşüncesi olmayan kocasından; erkek de çorap ve saç boyamaktan başka bir şey düşünmeyen karısından bıkmıştır.

Yedinci yılın sonunda verilen kurbanların sayısı yüzde 15 nisbetindedir.

Bu yedi yıl büyük hayal kırıklıkları devresidir. Kadın eski ufak tefek dertlerine gülebilmektedir. Çünkü şuanda karşılaştığı dertler onlardan çok büyük, gerçek dertlerdir. Şimdi, kocasının ilk zamanlar diş macununu ortasından sıkması onu daha az ilgilendirmektedir.

Doğurmuş ve büyütmüş olduğu çocuk, onun ilk iki tehlikeyi atlatmış olmasına yardım etmiştir. Çünkü o devreler sırasında asıl konuyu o teşkil etmiş, yürüdü, "Anne" dedi, "Baba" dedi, eyvah nezle oldu diye hep onunla meşgul olunmuştur.

Ancak bu defa çocuk okula gitmeye başladıktan sonra kadın ikinci bir özgürlüğe kavuşunca, gözlerini tabii olarak başka tarafa çevirecek ve kendisi için geleceğin, bundan fazla bir şey vaadetmediğini görecektir. Çünkü kocası önceleri ümidettiği gibi bankanın direktörü olamamıştır. Olacağı da yoktur. Onlar durakta otobüs beklerlerken, eş-dost özel otomobilleriyle önlerinden geçmektedir

Tercih edip evlendiği bu adam yerinde sayarken, beğenmediği ötekiler ilerlemiş ve hayatta başarılı olmuşlardır. Şimdi bir parçacık özgürdür. Bir defa daha şansını denemenin zamanı gelmiştir. Ahbaplarından birinin giydiği kürk manto, öyle bir şeye sahip olma arzusunu büsbütün kamçılar.

Gördüğü gibi yedinci yıl boşanmalarının genel sebebi sosyal ve ekonomik meselelerdir.

Eğer şikayetçi olan erkekse durum tamamen tersinedir. Hayatta başarılı olmuş, fakat bugünkü mevkiine hiç uymayan orta derecede bir kadına hayatını bağlamış, kalmıştır. Üstelik o sıralarda başka bir kadınla da tanışmıştır. Bu kadın güzel, kibar ve kendisine uygundur. Sonra karısı ona daima eski günlerini sıkıntısını hatırlatmaktadır. Kısacası ondan kurtulması lazımdır.

Görülüyor ki, erkekler için de, yedinci yıl boşanmalarının sebepleri daha fazla bencilliktendir.

Son tehlike onbeşinci yılda

Bu kadar zaman doğru-dürüst geçindikten sonra birden beliren bu son tehlike en korkulması lazım gelenidir. Çünkü bu seferki sebep, sebeplerin en müthişidir: Bu ihtirastır. Kendi yaşlarında veya kendilerinden daha yaşlı kadınlarla evlenmiş olan erkekler, işe gidip gelirken tanıyıverdikleri herhangi bir genç kadına kapılıp herşeyi unuturlar. Çabuk önü alınmazsa işin sonu boşanmaya kadar varır. Çünkü kırk yaşına doğru insanların his hayatında yeni bir canlanma meydana gelir.

Aynı tehlike yaşlı erkeklerle evlenmiş olan kadınlar için de vardır...

Bu konuda örnek olarak gösterebileceğimiz çok önemli bir olay vardır. Yedi çocuk sahibi olan bir kocanın karısı, sekizinci çocuğunu doğurmak üzereydi. Erkek, durmadan bu çocuğun kendisinden olmadığını, karısının kendisini bir başkasıyla aldatmış olduğunu iddia ediyordu. Sonradan öğrenildi ki, bunların hepsi uydurma sebeplerdi. Asıl sebep, ihtiyar adamın pek genç bir kabare artistine aşık oluşuydu. Durum anlaşılıp niçin böyle davrandığını kendisinden sorulduğu zaman, adam hiç sıkılmadan, "Ne yapayım, kızın cilvesi dayanılır gibi değildi" demişti.

Bu dördüncü dönemecin tehlikesini atlatan çiftler için evlilik hayatı artık başkaca bir tehlike göstermez. Tabii çok müstesna haller başka.

Ama yine de ünlü bir mizah yazarına göre evliliğin en zor yılı, içinde bulunulan yıllardır. Onun için ne kadar mutlu olsanız bile, şayet yuvanızın mutluluğunu korumak istiyorsanız her an dikkatli olmanız gerekir.

Evdeki İyimser Hava

Bitkiler güneşe karşı nasıl yön alıp, çiçek açarlarsa insan ruhu da neşe ve güler yüze aynı eğilimi gösterir. Neşe ve güler yüz hem bedenen, hem de ruhen sağlıklı olan insanlar için normaldir.

Beden sağlığı tam olmayan, ruhen düzenli bir gelişime erişemeyen kimseler kıskanç, sinirli, titiz, aksi, inatçı ve geçimsiz olurlar. Bunların ayrı ayrı incelenmesini ruh ve sinir hekimlerine bırakalım da biz ev kadınının, annenin, ailenin mutluluğuna neşesi, güler yüzü ile nasıl etkide bulunacağını gözden geçirelim.

Günlük yaşantımızda diş fırçalamaktan, çamurlu pabucumuzu temizlemeye kadar yapılması gereken bin türlü işimiz vardır.

Bu işlerin bir kısmını büyük olsun, küçük olsun insanlar bizzat yaparlar. Bir kısmı ev kadınına düşer bir kısmı da hep birlikte yapılır.

Tek veya toplu olarak çalışan neşe güler yüz ve gönül ferahlığı ile yapılan işler hem çabuk biter hem de başarılı olur. Evde iyimser bir hava yaratmada ev kadınının rolü önemlidir. Hemen ekliyim bunda babanın da etkisi inkar edilemez. Yalnız baba günün büyük bir kısmını dışarıda geçirir. Evde işler tıkırında gider, her şey düzeninde olursa, döndüğünde o da günlük yorgunluğunu atıp iyimser ve neşeli havaya uyar.



AKSAKLIKLARI GÜLERYÜZLE KARŞILAMASINI BİLİNİZ!...

Okuyucularımız diyeceklerdir ki, bir evde can sıkıcı, neşeyi kaçırıcı hiçbir olay olmaz mı?

Olur..Hem de neler olur..Zaten işler yolunda giderken iyimser ve neşeli olmak marifet değil, aksaklıkları güler yüz ve cesaretle göğüslemek marifettir. Bazı kadınlar günün işlerine başlarken gözlerinde büyütüp şikayete başlarlar. O hava içinde akşamı bulur, eşine ve çocuklarına şikayet ve sızlanmaya devam ederler.Kendinizi mutlu hissetmek için yapmak istediklerinizi değil,yapmaya zorunlu olduğumuz işleri sevmeliyiz.

Ev kadını evin yöneticisidir. Bazı erkekler eşlerinden söz ederken "bizim İç işleri bakanı"derler. Bu sözde hakikat payı vardır. Bir bakan gibi evin her işini ve yönünü denetlerler.Bazan etrafını çalıştırır bazan da kendisi çalışır. Denetlemelerinde gördüğü aksaklıkları yumuşak ve nazik bir dille söylemesi olumlu etki yapar. Çocuklar ve işçiler de yumuşak başlı ve söz dinler olurlar. Sert ve kırıcı uyarmalar ters sonuç verir.

Çevre ile ilişkilerde de nazik davranışlar ailenin yararınadır. Komşular ile alışveriş esnasında, çocuklarının, eşinin arkadaş ve iş çevrelerinde sevimli ve nazik tanınmak aileye karşı sempati ve sevgi yaratır.

Sevilen, sayılan, aranan bir aile olmak övünülecek bir özelliktir.

« Önceki Sayfa 1 Sonraki Sayfa »