Çocuklar - Evlilik rehberi

Çocuğun Uyku Dengesi

Gürültü yapmamaya çalışmak, parmak uçlarında sessizce yürümek, telefonu fişten çıkarmak, radyo ya da televizyonu duyulamayacak kadar sessiz açmak...

Bütün bunlar bir yaşında çocukları olan anne babaların, küçük yaramazların uyanmamaları için aldıklan tedbirler.

Fakat biz bunları "Lüzumsuz tedbirler" olarak nitelendireceğiz, sevgili anne ve babalar. Bütün bu çabanız gereksiz aslında. Zira bir yaş civarında çocukların uykuları o kadar derindir ki "Top atsan uyanmaz" tabirini kullanabilirsiniz rahatlıkla.

Dağ sıçanlarını bilir misiniz? Tıpkı onların uykularına benzer bu yaştaki çocukların uykuları. Bir kere dalana kadardır bütün kabadayılıkları. Ondan sonra uyanmaları, bir yetişkinin uyanabilmesinden çok daha zordur. Zaten onların uyumamak için yaptıkları yaramazlık değil midir sizlere bu kadar tedbiri aldıran?

Aslında, "Ya uyanırsa bir kere. Nasıl uyuturuz onu yeniden? " korkusuyla aldığınız bütün bu tedbirler, kendi hürriyetlerinizi kısıtlamanızdan başka bir fayda sağlamaz sizlere. Biraz evvel de belirttiğimiz gibi çocuğun uyku saatlerinde, normal ses tonunuzla konuşmanızda, radyo ya da televizyon seyretmenizde veya telefonun çalmasında hiç bir mahzur yok.Fakat bu hiç bir gürültünün çocuğu rahatsız etmeyeceği anlamına gelmez, örneğin alçaktan geçen bir uçağın gürültüsü, ya da şiddetli bir fırtınada gök gürlemesi, çocuğun uykudan büyük bir korkuyla uyanmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda yapacağınız şey, çocuğu şefkatle teskin etmek olmalı. Çocukta, anne ve babasının her zaman onu korumak için yanında bulunduğu hissinin uyanması gerekir. Bu yüzden çocuğun odasının kapısını aralık bırakmak daima faydalı olur. Çocuğun odasına gidebileceğini düşündüğünüz radyo ya da televizyon gürültüleri onu uyandırmaz, bilakis ona uykusunda bir ninni gibi gelir.

Yazımızın sonunda sizlere şunu da belirtmeyi uygun gördük:

Bir psikologun iddiasına göre, daha iki-üç haftalık bir çocuk, anne-babasının kavgalarından dolayı çıkan gürültüden uyanarak ağlamaya başlayabilir. Şu demek oluyor ki, anne- baba arasındaki geçimsizliğin çocuk üzerinde daha o çağlarda bile büyük bir etki yapması mümkün oluyor.

Bu durumda, radyonun sesini kısmaktansa, münakaşa etmemeye gayret göstermek hem çocuğun uyanmaması bakımından, hem de huzurlu bir aile hayatına sahip olmanız yönünden daha doğru bir tutıim olur, sevgili anne-babalar.

Köy Ve Şehir Çocukları

Bu yazımızda şehir çocuklarının, köy çocuklarına oranla niçin daha zeki olduklarını ve anne-babaların çocuklarının daha iyi gelişmelerini sağlamak amacıyla ne yapmaları gerektiğini anlatacağız.

Yapılan araştırmalarda ve anketlerde şehirde büyüyen çocukların zeka ortalamalarının, köylerde büyüyen çocukların zeka ortalamalarına nispeten daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Aslında bunda çocukların tabi oldukları şartlar kadar, anne ve babalarının onlar üzerinde uyguladıkları yetiştirme tarzları da rol oynamaktadır. Eğer anne - babalar çocukların aralarındaki bu farkı doğuran nedenleri iyice tanıyabilirlerse, onları ortadan kaldırabilmeyi de başarırlar.



BİR YAŞ CİVARINDA ÖNEMLİ OLAN NOKTA

Şehirli anne - babalar monotonluğu sevmezler, bu yönden de bebeklerine hayatı devamlı olarak enteresan bir görünüşe sokarak yaşatmayı isterler.

Bir köy çocuğu ile şehir çocuğu dünyaya geldikleri anda aynı zeka şartlarına sahiptirler. Üç - dört hafta sonra şehirli çocuk köylü yaşıtına oranla daha büyük bir aşama yapmış olur. Çünkü çevresi dolayısıyle,yatağında yatarken kafasında renkli bir cisim veya varlık geçişi vardır. Çevresindeki duvarlarda gördüğü çeşitli rengarenk resimler, annesinin ona durup dinlenmeden, zevkle anlattığı şeyler veya söylediği sözlerki bunu bilhassa şehirli anneler daha çok kendilerini tatmin etmek amacıyla yaparlar ona alınan çeşitli oyuncaklar, kısaca bebeğe yöneltilmiş çoğu zaman metotlu bir meşguliyet, onda zeka unsurunu arttıran başlıca nedendir.

Bir köylü annenin çocuğuyle meşgul olmadığı tabii ki iddia edilemez.



İKİ YAŞ CİVARINDA ÖNEMLİ OLAN NOKTA

Şehirli çocuklar köylü çocuklara oranla daha çok kelime öğrenirler, dolayısıyla daha fazla düşünce malzemesine sahip olurlar.

Çocuk bir yaşını doldurduktan sonra konuşmaya ve yürümeğe başlar. Bu çağlarda şehirli çocuk iyice farkedilebilen bir aşama yapar. Zira annesi bir köy çocuğunun annesine nazaran daha iyi bilir ki "Kelimeler"in bu yaştaki bir çocuk üzerinde oldukça büyük bir etkisi vardır. Bu bakımdan da çocuğunu karşısına alarak bıkıp usanmadan onunla konuşur ve çocuğun kelime hazinesinin zenginleşmesini sağlar, örneğin çocuğa bir kelimeyi doğru olarak söyletene kadar sabırla uğraşır, öte yandan bir köylü çocuğun annesi çocuğuna bu kadar vakit ayıramaz.



ÜÇ YAŞ CİVARINDA ÖNEMLİ OLAN NOKTA

Şehirli çocuklar daha çok şey görür ve yaşarlar. Böylece fantezileri köy çocuklarına oranla zenginleşir. Bir şehir çocuğu bu yaşlarda anne ve babasıyla yaptığı gezintilerde çevresinde birçok yeni şeyler görür.

Köy çocuğunda ise durum yaşadığı çevre itibariyle böyle değildir. Bu durumda annelerinin onların bilgisini kendi çevrelerinden faydalanarak geliştirmeleri gerekir.



DÖRT YAŞ CİVARINDA ÖNEMLİ OLAN NOKTA

Şehir çocukları her hangi bir şey yapabilmek için daha çok şartlara sahip olurlar.

Çocuklar şehirlerde 3 yaşlarını doldurduktan sonra genellikle çocuk bahçelerine ya da ana okullarına gönderilirler. Böylece şehirli çocuğun annesinden uzak kalarak da vakit geçirmeyi ve birçok arkadaşlar edinmeyi öğrenmesi mümkün olur. Ayrıca çocuk burada yönetmenler tarafından gerektiği gibi eğitilir ve sosyal düzene alıştırılır.

Köy annelerinin de imkanları nispetinde çocuklarını bu yönden geliştirmeleri gereklidir, örneğin onlara resim yapmaları için malzemeler veya bir müzik aleti, ya da faydalı oyuncaklar almak iyi netice verebilir.

Çocuğa Zorla Yemek Yedirmek Zarar Getirir

Vücudumuzun sıhhatli bir şekilde gelişebilmesi için, çeşitli besin maddelerinin dengeli ve yeterli bir şekilde alınması gerektiği artık herkes tarafından biliniyor. Aldığımız yiyeceklerin enerji haline çevrilebilmesi için proteinlere, fazla kalori için tahıl, şeker ve unlu maddelerde bulunan karbonhidratlara, kemik gelişimi için kalsiyuma, kanımızın ihtiyacını karşılamak için demire, çeşitli hastalıklardan korunabilmek için vitaminlere ihtiyacımız vardır. Bunları da et, balık, hamurdan yapılan yemeklerden, ekmek, yeşil sebze ve meyvelerden yumurta süt ve yağlardan alırız.Bu besinlerden herhangi birisinin yetersiz alınması zayıflığa gereğinden fazla alınması şişmanlığa yol açar.

Annelerin hemen hepsi çocuklarının bol bol yemek yiyip şişmanlamasını isterler. Oysa normal ölçünün dışındaki şişmanlık az beslenmeden ileri gelen zayıflık kadar zararlıdır. Fazla kilo okula gittiğinde çocuğun başına dert olur. Vücut yapısı biçimsizleştiği için arkadaşlarının alaylarına konu olur. Normal kilodaki arkadaşları kadar hareketli olamaz. Ergenlik çağına gelince kendine güvenini kaybeder. Biraz daha büyüyünce kalp hastalıklarına sebep olur.

Çocuğun Çalışma Temposu

Düzgün bir çalışma temposuna kendini alıştırmak, çocuğun okul hayatında olduğu kadar, ilerideki iş ve meslek hayatında da başarılı olması bakımından önemli bir rol oynar. Birçok çocukların okulda başarılı olamamaları veya sınavlarda düşük not almalarının nedeni yavaş hareket etmeleridir.

Her çocuğun, yaradılışına bağlı olarak kendine göre bir canlılık, hareketlilik derecesi vardır. Buna göre her çocuğun çalışma temposu da değişir. Bir çocuk herhangi bir matematik problemini beş dakikada çözdüğü halde, başka bir çocuk bunu ancak 15 dakikada başarabilir.



ÇALIŞMA TEMPOSUNU YÜKSELTMEK MÜMKÜNDÜR

Ancak her insanın çalışma temposunu yükseltebilmesi mümkündür. Ağırlık veya çabuklukta, aile içindeki günlük temponun önemli bir rolü bulunduğunu unutmamak gerekir.

Her şeyin sıkıntılar, isteksizlikler içinde ağır ağır yapıldığı bir evde, çocuğun kendini bu tempoya alıştırması çok normaldir. Bu bakımdan özellikle annelerin, çocukları yanında işlerini isteksiz, sallana sallana yapması ve işini yaparken ağır bir yük kaldırıyormuş gibi durmadan yakınması çok yanlış bir davranıştır.

Yaradılış ve tabiat bakımından durgun, ağır çocukları daha hareketli olmaya, daha hızlı çalışmaya yöneltmekte,onu gayrete getirici,düşünme gücünü geliştirici oyunların büyük faydası vardır. Yaşına uygun spor faaliyetlerinin de hareket gücünü geliştirici bir etkisi olduğu düşünülmelidir.Anne ve babanın,hele kendileri tez canlı iseler, çocuklarının yavaşlığına sinirlenip, onun hareket ve çalışma temposunu kısa zamanda artırmaya çalışması, bunun için çocuğu zorlaması, tehdit etmesi, cezalandırması çok yanlış bir tutumdur. Hele yavaş çalışan bir çocuğu daha çabuk iş yapmaya alıştırmak veya zorlamak için, onu çok hızlı çalışmaya alışmış bir çocukla beraber çalışma masasına oturtmak büsbütün yanlış olur.Bu çocukta bir aşağılık duygusu ve moral çöküntüsü yaratmaktan başka bir işe yaramaz.

Bir eğitici şöyle bir örnek veriyor:

Okuldaki not ortalaması 6,3 olan bir çocuk,annesi tarafından daha hızlı çalışmaya, daha kısa zamanda daha çok şey öğrenmeye zorlanır.Bu baskının sonucunda çocuğun not ortalaması altı ay içinde 4'e düşer.

Unutmayın, çocuğunuzdaki kusurları düzeltmek için baskı ve zorlama yoluna baş vurmak beklediğinizin çoğu zaman tam tersine sonuç verir.



ÖĞRENMEK İÇİN EN UYGUN SAATLER

Bazı saatler vardır ki,bu saatlerde çocuklar diğerlerine oranla daha rahat ve daha çok kendilerini vererek çalışırlar. Bir de çocukların ders çalışmaya başlamadan önce yapmamaları gereken bazı şeyler vardır.

Aslında çocukların fazla çalışmaları gerekli değildir. Bazı çocuklarda bunu icap ettiren şey onların çalışma şekillerinin yanlış olmasıdır. Ne yazık ki birçok çocuk yanlış zamanlarda ve yanlış şekillerde çalıştıklarından öğrenebilme yeteneklerinin enerjileri ve kendilerini verebilme kapasiteleri ile bir orantıda olmamasına sebebiyet verirler. Aslında bir günü meydana getiren 24 saatin bazıları öğrenmek için uygun olup, bazıları ise değildir. Çocuğunuzu fark edeceksiniz. Onun dikkatinin bazı saatlerde daha çok toplandığını,bazı saatlerde ise dağıldığını açık bir şekilde göreceksiniz. Bazı istisnalar hariç olmak üzere çocukların ise dağıldığını açık bir şekilde göreceksiniz. Bazı istisnalar hariç olmak üzere çocukların çizdiği bu çalışma eğrisi genellikle hepsinde aynıdır. Öğleden evvel 08.30-12.00 saatleri arası ve öğleden sonra 15.30-18.00 saatleri arası çocukların en rahat ve dikkatli çalışabildikleri saatlerdir, öğle zamanı saat 13.00-14.00 arası çocuğun öğrenebilme yeteneğinde bir azalma görülür. Saat 14.00 ise çocuğun en az randıman verebildiği zamandır.

Çocuk psikolojisi üzerine ihtisas yapmış bir profesör, 15 yıl süren inceleme ve testlerden sonra yukarda-ki grafiği meydana getirmiş ve çocukların en iyi öğrenebilecek zaman, aralıklarını tespit etmiştir, öğretmenlerin ve anne - babaların, çocukları bu saatlerde çalıştırmaları onlar için hem kolay hem de faydalı olacaktır. Bu saatlerde çocuk rahatlıkla ve zorlanmadan çalışabileceği için, ders çalışmak onun gözünü korkutacak bir hüviyete bürünmez ve çocuk derslerinden soğumaz.

İkiz Çocuklar

Hakkıyla meşgul olan anneler için,bir çocuk yetiştirmenin ne kadar zor bir iş olduğunu hepimiz biliriz. Bir de bu tek çocuk değil de "İkiz" olursa, bu zorluk iki misli olur. Bir ikiz annesi, çocuklarını meydana çıkarıncaya kadar bir hayli müşkülat çeker.Düşünün bir kere, her iki yavru birden doyurulacak, bezleri birbiri peşi sıra değiştirilip, yıkanacak,mamaları hazırlanacak, ağladıkları takdirde ikisi birden susturulacak!...Hele evde yalnızsa, bunlar genç bir anne için bir hayli güç meselelerdir. Çünkü bu durumda genç anne,ikizleriyle meşgul olmaktan, evin öbür işlerine hemen hemen yetişemez. Şayet bir de ikizler,normalden düşük kilolarda dünyaya gelmişlerse,ikiz çocuk sahibi genç annenin ne kadar müşkül durumda olacağını siz tasavvur edin. Unutmayın ki, her iki bebek de, üç saatte bir temizlenmek, beslenmek mecburiyetindedir.

Bu sebeple mali durumu veya karakteri ne olursa olsun, ikiz annesi ne yapıp yapıp, kendisine bir yardımcı edinmek mecburiyetindedir. Bu yardımcı anne, teyze, kardeş gibi akrabadan biri olursa tabii ki çok daha iyi olur. Aksi takdirde bu, çocuk bakımına bir parça olsun eli yatkın bir yardımcı kadın olmalıdır. Çünkü manen yıpranan bir kadın ne çocuklarını lâyıkıyla yetiştirebilir; ne de yuvasını ayakta tutabilir. Bütün bunların dışında en fenası, sinirleri de harap olur.

Bu duruma göre, herşeyden önce genç annenin, bebeklerin bezlerini yıkayacak birine ihtiyacı vardır. Sonra şayet sütü varsa çocuklarını kucağına verecek, sütü yoksa biberonları hazırlayacak hep bu yardımcı kadın olacaktır.

Bebeklere meme verilip verilmemesi duruma göre değişir. Ekseriya anne sütü, iki bebeğe birden pek yetişmez. Bu böyle olduğu takdirde ikizlerden daha zayıf olanı meme emmeli, öbürü ise biberonla beslenmelidir. Anne sütü fazla doyurucu değilse, zayıf olan çocuğun daha kuvvetli bir sütle, gürbüzce olan bebeğin ise memeyle beslenmesi icap eder. Anne sütü bir çocuğu bile doyuramıyacak kadar azsa, meme verme işini tamamen kaldırmak icap eder. Çünkü hem biberon, hem meme ile uğraşmak anneyi haddinden fazla yorduğu gibi, ayrıca fazla vaktini de alır.

Zayıf veya vaktinden evvel doğan ikizlerin de, tıpkı erken doğan çocuklar gibi özel bir ilgi ve ilâveten verilecek D vitaminine ihtiyaçları vardır.

İkiz çocuk sahibi ailelere dikkat ederseniz, genellikle bu çocukların hep aynı örnek giydirildiklerini, aynı muameleyi gördüklerini ve devamlı olarak birbirleriyle kıyaslandıklarını görürsünüz. Şüphesiz ki, ikiz çocuk sahibi olan anne-babaya, onları bir örnek giydirmek, onları kıyaslamak, ikisini de ayırt etmeden aynı muamele yapmak doğru ve yerinde bir tutum olarak görünür. Ama bunlar, bir çocuk için hiç de sevimli ve dürüst bir davranış değildir.

İkizlerden her biri kendi ismiyle tanınmalı, kendi arkadaşlarını kendi seçmeli, kabiliyet ve temayüllerini kendi arzusuna göre geliştirmeli, isterse kardeşinden değişik elbiseler giymeli, hatta buna teşvik bile edilmelidir. En önemli nokta kardeşlerin ne güzellik, ne de zeka hususunda birbirleriyle asla mukayese edilmemesidir. Çünkü aynı hücreden çıkan ikizler bile zamanla değişir ve ayrı k arakterler göstermeye başlarlar. Biri kabiliyet veya bilgi bakımından ötekinden geri olursa, onu kardeşine yetiştirmek için zorlamaya lüzum yoktur.

îkizlerin her biri, oldukları gibi ayrı ayrı kabul edilmeli, ayrı ayrı sevilmeli, ayrı ayrı insanlar gibi yetişmelerine yardım edilmelidir. Böylece ne birbirlerinden, ne de içinde yaşadıkları dünyadan nefret etmiş olurlar.

Burada ikiz yetiştirmeye dair kötü bir örnek vererek yazıyı öyle bağlayalım:

İzmir'den istanbul'a göçmüş bir ailenin ikiz erkek çocukları vardı. Bu aile de, çocuk yetiştirmede fazla bir bilgileri olmadığından, ikizlerini herkes gibi yetiştirmişlerdi. Çocuklarına yıllarca birbirine benzeyen elbiseler giydirmişler, onlara bir arabaya koşulmuş iki beygir gibi muamele etmişlerdi. Zamanla bu ikizlerden A'nın şahsiyeti gelişmiş; B de ister istemez ona tabi olmaya başlamıştı. Arada sırada anne-babanın yaptıkları, "Sen de A gibi yapsana. Bak o ne güzel yapıyor!" şeklindeki ikazlar B'yi büsbütün içine kapanık, sünepe bir hale getirdi.

A girgin, çevresinde sevilen, sporcu bir genç olmuştu. B çelimsiz, insanlardan kaçan bir çocuktu. Yalnız sessiz, sedasız bir şey yapmış, okuduğu yabancı okulda Almanca ve İngilizceyi gayet iyi öğrenmişti.

İkisi de büyüdüler. Askerliklerini yaptılar. Büyük, babasıyla beraber ticarete atıldı. Başarılı olmaya başladı. Küçük, yani çelimsiz ve sessiz olanı bir Alman şirketine katip girdi. Altı ay sonra şirket onu, bir iş için on günlüğüne Almanya'ya yolladı. Gidiş o gidiş, B bir daha ne İstanbul'a döndü, ne de adresini ailesine bildirdi. Açıkçası izini kaybettirdi.

Bunu neden yaptı? A'nın yanında ezilmekten bıkmıştı. Şahsiyetini, kazanmak istiyordu.

Çocuğunuza Faydalı Oyunlar

Sayıların anlamını kavramanın, okula başlama çağındaki çocuklar için epey zor olduğu bir gerçektir. Bu bakımdan, daha çocuk üç yaşına geldiği andan itibaren onu bu konuda eğitici ve hazırlayıcı çabalara girişmek gerekir. Aşağıda bulacağınız oyunlar size bu yönden yararlı olabilir.

Her şeyden önce şunu unutmamanız gerekir ki bu oyunlar ancak çocuğunuz, onlardan zevk aldığı takdirde fayda sağlayacaktır. Eğer, çocuğun bu oyunlardan biriyle meşgul olurken, sıkıldığını fark ederseniz, derhal onu bırakarak bir diğerine başlamanız gerekir.



MASANIN ETRAFINDA DÖNMEK

Çocuğunuza masanın etrafında dönmesini söyleyiniz. Çocuk masanın etrafında birkaç kere döndükten ve siz de her turunu sesli olarak saydıktan sonra masanın üstüne bir tabak koyarak onun eline üç tane (gittikçe adedini artırmak üzere) bilya veriniz.Çocuğunuza bu sefer her turdan sonra tabağın içine bir bilye koyarak masanın etrafında dönmesini söyleyiniz. Çocuk bilya-ları tabağın içine koydukça siz de onunla birlikte bir, iki, üç, diye sayınız.



ZAR OYUNU

Mümkün olduğu kadar büyük bir zar bulunuz ve kibrit çöplerini bir tabağın içine boşaltınız. Bundan sonra sırayla zarı atmaya başlayınız. Herkes attığı zar kadar tabağın içinden kibrit alacaktır. Kibritler bittiği zaman kimde daha çok kibrit varsa oyunu kazanan o olacaktır. Bu arada önünüze tapladığınız kibritleri onar tanelik gruplar halinde ayırın. Çocuğunuza da sizin yaptığınızı taklit etmesini söyleyiniz.



ELMA OYUNU

Masanın üzerine üç tane elma koyunuz. (Daha sonra bunların sayısını artırabilirsiniz.) Çocuğunuz da gözlerini bağlayınız. Çocuk elmaları görmeden saymalıdır. Böylece çocuğun dokunma duyusu da gelişmiş olur.



KULAKLARLA SAYMAK

Çocuğunuzun gözlerini bağlamışken, bir başka oyun daha oynayabilirsiniz. Bu oyun çocuğun işitme duyusu bakımından önemlidir. Gözleri kapalı olan çocuğun yanında mandalinaları teker teker havadan bir tasın içine atınız. Tasa çarpan mandalinalar ses çıkardıkça çocuğa saymasını söyleyiniz. Çocuk bundan sonra duyarak saydığı mandalinaları tasın içinde yoklayarak da sayıp, yanılıp yanılmadığını kontrol etmelidir.



PİRELERİ YAKALAMAK

Büyük bir kağıdın üzerine 20 tane kadar düğme yerleştiriniz. Çocuğun eline de bir kalem veriniz. Çocuğa bu düğmeleri birer pire olarak kabul etmesini ve bunların etrafına çizgiler çizip onları yakalamasını söyleyiniz. Çocuk önce birer tane düğmenin etrafını daha sonra ikişer ve nihayet üçer tane düğmenin etrafını çizmelidir. Çocuğunuza, düğmeleri grupladığı çizgilerin birbirlerine değmemelerine dikkat etmesini söyleyiniz.



DOMİNO OYUNU

Çocuğunuz artık domino oynayabilecek kadar sayı bilgisi edinmiştir. Ona oyun esnasında koyduğu taşların sayılarını adlandırmasını da söyleyiniz.



SAYILARA DOKUNMAK

Ünlü Pedagog Montessori'nin bir fikri olan bu oyunda çocuk, sayıları elleriyle yoklayarak ve hissederek tanıyabilmektedir. Büyükçe bir zımpara kağıdı alarak bundan bir makasla rakamlar kesiniz. Bu rakamları birer karton parçasının üstüne yapıştırdığınız zaman oyun için gerekli olan malzeme hazırlanmış demektir. Şimdi çocuğunuza işaret parmağını rakamların üzerinde ve onların yazılış yönünde dolaştırmasını söyleyiniz. Böylece çocukların dokunma ve görme duyularında rakamların şekilleri yer etmiş olacaktır.



RAKAMLARI YAZMAK

Bütün bu oyunlardan sonra, çocuk artık rakamları yazma denemelerine başlayabilir. Bu iş için ona büyükçe bir kağıt ve kalem veriniz. Rakamlar ilk baştan eğri büğrü ve şekilsiz olabilirler. Fakat bunun pek önemi yoktur. Bu oyunun esas gayesi, bir şeyler yapabildiğini ve bunların da sizin tarafınızdan anlaşıldığını hissetmesidir. Çocuk bundan gurur duyacak ve kendine olan güveni artacaktır.



SENTEZ OYUNU

Dört köşe karton parçalarının üzerine 1 den 10'a kadar sayılan yazınız ve bir kutunun içine de taşları doldurunuz. İlk önce yere numaralı kartonu ve bunun yanına bir taş koyunuz. Çocuğunuza bunun "Bir" olduğunu söyleyiniz. Bundan sonra çocuk aynı şekilde, sayıların isimlerini de söyleyerek 10'a kadar çıkmalıdır.



SIRA MEYDANA GETİRMEK

Üzerlerine rakamları yazdığınız kartonları bu sefer yan yana sıralayınız. Bundan sonra çocuğa her hangi bir cisimden bir miktar veriniz. Çocuk kağıtta yazılı rakam kadar cismi onun altına sıralamalıdır. Ona cisimleri mümkün olduğu kadar düzenli sıralamasını söyleyiniz.

Faydalı Bilgiler

Okul korkusu nedir ?

-Genellikle annesine çok bağlı çocuklarda görülür ve anneden ayrılma korkusundan doğar. Çocuğunun çok üstüne düşen, onu bir an bile gözünün önünden ayırmak istemeyen ve her hareketini izleyen annelere karşı duyulan tepkiler, okul çevresine, öğretmenlere, öğrenci arkadaşlara yöneltilir.

Şiddetli karın ağrıları, bulantı ve korkunun belirtileridir. Genel olarak sabahın erken saatlerinde başlayan bulantı ve ağrılar çocuk okula gönderilmezse hemen geçer. Ama bu durum önemli bir hastalık olarak kabul edilir ve çocuk uzun bir süre okula gönderilmeyip evde yatırılırsa, çocukta suçluluk duygusu ve hastalık belirtileri artar. Öğreniminden geri kaldığı için okula gitme korkusu büsbütün çoğalır.

Yeni okula gitmeye başlayan çocukta bu belirtiler görülüp asıl sebep anlaşılınca, durumu öğretmene anlatmak ve ilk günlerde annenin de sınıfa çocuğuyla beraber girmesini sağlamak, kısa zamanda çocuğu normal hale döndürmeye yardım eder.

Kansızlık nasıl anlaşılır?

-Çocuğunuzun kansız olduğunu sadece yüzünün renksizliğine bakarak söylerseniz, yanılıyor olabilirsiniz. Kan içerisinde kırmızı cisimcikler veya bu cisimciklerdeki hemoglobin adı verilen maddenin azlığından ileri gelen kansızlıkta gerçi bazen cilt solukluğu görülür, ama herhangi bir çocuğun renksizliği, onun mutlaka kansız olduğunu göstermez. Çocuğunuzun kansız olup olmadığını anlamak için önce bir kan tahlili yaptırmanız gerekir.

Küçük kardeşlerine mi sataşıyor ?

-Çocukların bu alışkanlığı sadece kıskançlıktan ileri gelir. Eğer çocuk kendisinin yapamadığı bir şeyi ağabeysinin yaptığını görürse veya kendinde olmayan bir şeyi onda farkederse, kendini küçük hisseder ve kardeşine karşı içinde bir hırs uyanır. Çocukta

böyle bir durum farkedilirse derhal onun kendisinde hissettiği eksikliğin giderilmesi gerekir.Ağabeyin de bütün sataşmalarına rağmen kardeşine yakınlık göstermesi ve onu kıskandıracak hareketlerden kaçınması lazımdır.

Soğuk algınlığına karşı C vitamini

-Nobel Tıp ödülünü kazanan Amerikalı Doktor Prof. Linus Pauling, bol mektarlarda alınan C vitamininin soğuk algınlığını iyileştirdiğini ve hastalığa yakalanmayı önlediğini ileri sürmektedir.

C vitamini yetersizliğinin soğuk algınlığı ve diğer bazı hastalıklara karşı vücudumuzu koruduğu öteden beri bilinmekteydi, ama hastalığa yakalandıktan sonra alınan bol miktarda C vitamininin hastalığı tedavi ettiği henüz kesinlikle ispat edilmiş değildir. Prof. Pauling kışın ve özellikle grip hastalığının salgın haline geldiği zamanlarda günde 2000 -3000 miligram C vitamini alınmasının, hem soğuk algınlığı ve grip, hem de diğer bazı hastalıklara karşı koruyucu bir etkisi olduğunu söylemektedir. Fazla miktardaki bu vitamin elbette C vitamini haplarıyla alınır.

Şaşılık düzeltilebilir mi ?

-Bu iş için dört yaşını geçirmemek lazımdır. Şaşılık dört yaşından sonra da bir ameliyatla düzeltilebilir, fakat şaşılık aynı zamanda gözün zayıf görmesiyle de alakalı olduğu için bu tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar faydalı olur. Birçok doktor bu tedavide gözlük kullandırmak yerine göze uzun vadeli bir atropin damlası tedavisi uygular. Bu damla gözü kuvvetlendirmek bakımından faydalıdır. Eğer bu tedavi yeterli görülmezse doktor bir ameliyata karar verebilir.

Düztabanlıktan korkmayın I

-Çocukların düztabanlığı birçok anne ve babaya endişe verir. Oysa ayaktaki bu durumun ne önemli bir zararı vardır, ne de tedavisi güçtür. Her şeyden önce de şunu bilmek gerektir: Üç veya dört yaşına kadarki gelişme döneminde düztabanlık normaldir. Tabandaki kemer ancak dört yaştan sonra oluşur. Bu yüzden yürümeye yeni başlamış çocuklara, taban düzlüğünü giderici ayakkabılar giydirmek yanlıştır.

Dişini fırçalarken su yutuyorsa ?

-Çocuğun dişlerini fırçalarken ve çalkalarken bir miktar su, yada macun köpüğü yutması olağan bir şeydir. Yutulan sudaki diş macunu parçacıklarının hiç bir zara

rı yoktur. Bunun tek kötü tarafı,çocuğun ağzını tam çalkalamadan suyun bir kısmını yutmasından dolayı, dişlerinin iyice temizlenememesidir. Fakat çocuk zamanla ağzındaki macun kalıntılarını iyice temizlemeyi ve tükürmeyi öğrenecek ve bundan bir oyunmuş gibi zevk almaya başlayacaktır.

Çocuğunuza en uygun papuç nasıldır ?

-Yürümeye yeni başlayan çocuklar için en uygun pabuçlar topuk kısımları arkadan yüksek ve kuvvetli, taban kısmı ise elastiki ve kaymayan cinsten olan pabuçlardır. Fakat yine de akşamları pabuçlarını çıkardıktan sonra çocuğun ayaklarını kontrol ederek

pabucun herhangi bir rahatsızlık verip vermediğine bakınız.

Çocuğunuz tatlıyı çok mu seviyor ?

* Çocukların aşırı derecede şeker yemeleri onların iştahını keseceği gibi dişleri için de zararlı olabilir. Bu konuda bazı psikologların değişik bir iddiası da var. Kendilerini ihmal edilmiş hisseden çocuklarda şekere karşı daha büyük bir düşkünlük görülürmüş. Eğer çocuğunuz aşırı derecede şeker ve tatlı seviyorsa, konuyu bir de bu yönden ele almanız faydalı olacaktır.

Kışın da temiz hava şart

-Kışın bebeğin ne kadar temiz havaya ihtiyacı vardır? Bebek ilk 6 haftadan evvel kışın dışarı çıkarılmamalıdır. Bu müddet sonra bebeğin her gün bir veya iki saat temiz hava alması gerekir. Fakat havanın çok kötü olduğu günlerde bebeği dışarı çıkarmayabilirsiniz. Sabah ve öğleden sonra birer saat olmak üzere bebeği

iyice giydirip açık bir pencerenin önünde tutmakla da onun temiz hava almasını sağlamış olursunuz.

Çocuğunuz ve gözler

-Çocukların çoğu, gözlerinin içine devamlı ve dikkatli bir şekil

de bakıldığı zaman yüzlerini saklayacak bir yer ararlar, annelerinin arkasına gizlenirler. Çünkü bu bakış onlara bir tehdit gibi görünür ve korku verir. Bu bakımdan çocukların resimlerde de aynı ifadeyi gördükleri zaman bir korunma içgüdüsüyle gözleri karalamalarını, hatta oymalarını, olağan karşılamak gerekir. Bu, korkudan ve tehditten kurtulmak için seçilen bir yoldur.

Çocuğunuz okumada zorluk mu çekiyor ?

-Okumada zorluk çeken çocuklar, genel olarak birbirlerine benzeyen harfleri şaşırırlar, örneğin b yi d olarak okurlar, aynı harflerden oluşan kelimelerde, harflerin yerini değiştirirler ve yerine ev yazar ve okurlar. Harfleri ve kelimeleri ters yazmaya ve okumaya devam ederler, yüksek sesle okuyamazlar, konuşma beceriksizlikleri gösterirler. Hastalık geçiren, bedeni çabuk yorulan, evde huzursuzluğun ve geçimsizliğin etkisi altında kalan altı yedi yaşındaki çocuklarda böyle yanılmalar çok görülür. Ama üçüncü sınıfta da bu halleri devam ederse, çocukta bir rahatsızlık olduğu düşünülmeli, nedenini araştırmalı ve bir hekimin yardımını istemelidir.

Zekâ geriliği veya ruhsal bir rahatsızlığın etkisi altında bulunmadığı anlaşılan çocuk, okumada yine güçlük çekiyorsa, görme veya işitme organlarında bir bozukluk olduğu, hatıra getirilmelidir. Birçok anne ve babalar çocukların gözlerinin bozuk olduğunu farketmedikleri için, okulda başarısızlık gösteren çocuklarını, fazlasiyle üzmüş, kendileri de boş yere sıkılmışlardır.

Çocuğunuzun gözü kamaşıyorsa ...

-Gözlerin kamaşması şu aksaklıkların bir ifadesi olabilir:

Çocuk uyanırken, vücudundaki zararsız kan basıncının sarsılması,Bir göz hastalığının ilk belirtileri,Migren rahatsızlığının başlangıcı.

Çocuğun ne kadar oyuncağı olmalı ?

-Çocukların devamlı aynı oyuncaklarla meşgul olmaları mümkün değildir. Bilhassa 2-3 yaşlarındaki çocuklar monoton bir yaşama tahammül edemez ve çevrelerinde

devamlı yeni şeyler görmek isterler. Eğer çocuğunuzun bazı oyuncaklarıyla fazla ilgilenmediğini fark ederseniz, bu oyuncakları toplayarak ortadan kaldırınız. Çocuk nasıl olsa kısa bir müddet sonra sevdiği öbür oyuncaklardan bıkarak, yeni şeyler isteyecektir. İşte o zaman sakladığınız oyuncakları ortaya çıkarırsanız çocuk bu yenilikle tatmin olacak ve eskiden beğenmediği oyuncakları enteresan bulup onlarla oynayacaktır.

Çocuğun altını sabunlu suyla yıkamalı mı ?

-Böyle bir sorunun cevabı hem evet, hem hayırdır. Eğer bebeğin cildi sıhhatli ise altının ılık su ve yumuşak çocuk sabunu ile yıkanmasında hiç bir sakınca yoktur.

Sadece yeni doğan bebeklerde özel bir tutuma ihtiyaç vardır, özellikle ilk hafta arda bebeğin cildi çok ince ve dayanıksız olduğundan altının özel bebe yağlarıyla yıkanması daha doğru olur. Bir de, bebekte eğer pişik varsa, su ve sabundan kaçınmak gerekir.

Çocuğunuz herkese yakınlık mı gösteriyor ?

-Özellikle 3-4 yaşları arasındaki çocuklar, yanlarına gelen her yabancı ile gevezelik etmeyi severler. Çocuklarının bir takım yabancı kimselerle böylesine çabucacık ahbaplık kurması, bir çok anneye endişe verir. Oysa çocuğun bu yaşta herkesle temas etmeye, bir duygu alışverişi kurmaya büyük ihtiyacı vardır.Çocukların herşeyden çok sevgi ve ilgiye ihtiyacı olduğunu bilmesi gereken anne ve babalar, böyle durumlarda dikkatli olmalıdırlar. Zaten kısa bir süre sonra çocuk ilgileneceği insanlan daha iyi seçebilmeye başlayacaktır.

Çocuğu alet olarak kullanmayınız ...

-Bazı anne ve babalar, birbirlerine karşı öfkelerini çocuktan çıkarır, onu kendi duygularının aleti olarak kullanırlar, örneğin, anne evin içinde despottur. Çocuğu türlü yasaklarla sıkmakta her davranışını kontrol etmekte, her kusurunu gözüne sokmakta, okulda en başarılı öğrenci olması için her çareye baş vurmaktadır. Baba, annenin çocuğa bu kadar baskı yapmasına engel olmaya çalışır. Gerçekte ise karısının zorbalığına doğrudan doğruya karşı gelemediği için, onun bu despotluğuna karşı tepkisini maskeliyor, çocuğu âalet olarak kullanıyordur. Tam aksini de yapabilir, annesine karşı öfkesini, çocuğu büsbütün hırpalayarak dindirmeye kalkışır. Bu durumda çocuk ne yapacağını şaşırır, hangi yanı tutacağını bilmez, dengesini kaybeder.

Küçük kardeşe fazla ilgi gösterilmesinin doğurduğu rekabet duygusu, ya da bebeklik yıllarında çok az yakınlık ve sevgi görme de çocukta aynı şekilde dengesizlikler, kırıklıklar doğurabilir.

Kız çocukları ne zaman doktora gitmeli ?

-Adet görme normal ve zamanında (11-16 yaşlarında) başlıyorsa bir kadın doktoruna baş vurmak yersizdir. Adetin ilk zamanlarda zayıf, kısa veya düzensiz görülmesi halinde de mutlaka doktora gitmek gerekmez. Fakat eğer adet sık sık, kuvvetli ve ağrı verici bir şekilde görülürse ve uzun zaman devam ederse, genç kızı bir jinekolog muayenesinden geçirmek gerekir. İdrarın çok kötü kokması halinde de bir doktor muayenesi faydalı olur.

Bazı şeyleri ağzına götürmesi zararlı mı ?

-Özellikle bir yaş civarındaki çocuklar ne bulurlarsa ağızlarına götürürler. Bu onların hem hoşlarına giden bir oyundur, hem de bu şekilde kendilerine yeni ve yabancı olan her şeyi daha yakından tanırlar. Fakat çocukların bu adeti

bütün anne-babaların başlıca hallerinden biridir. Buldukları her şeyi ağızlarına götürdükleri için mikrop kaparak hastalanmaları veya zehirlenmeleri endişesi onları devamlı rahatsız eder. Oysa bütün çocuk doktorları ve psikologlar çocukların birçok şeyi ağızlarına götürerek yalamalarının normal olduğunu belirtiyorlar. Sadece bu arada ilaçları,kimyevi maddeleri, sivri ve keskin cisimleri çocuğun erişebileceği

yerlerde bırakmamaya dikkat etmek gereklidir.

Çocuğun bu şekilde alacağı bazı bakteriler onun vücudunda zamanla daha büyük mikroplara karşı bir dayanıklılık meydana getirmektedir.

Bazı çocuklar neden her şeyden korkar?

-Bu yaşlardaki çocuklar etraflarında gördükleri veya kendilerine anlatılan masallarda duydukları şeyler nedeniyle bazı tehlikelerin varlığından haberdardırlar. Onların aşırı derecede korku duymalarının sebeplerinden biri de budur. Ayrıca anne-babaların, çocukların yaptıkları bir yaramazlıktan dolayı onlara korku verecek bir şeyle tehdit etmeleri, ya da ailede gergin ve huzursuz bir havanın hüküm sürmesi gibi nedenler de çocuğun korkak bir karakter kazanmasına sebebiyet verebilir. Böyle durumlarda çocuklara korkulacak bir şey olmadığını açıklamak ve onların cesaretini artırmak faydalı olur

Erkek çocuğu bebeklerle oynuyorsa..

*Aslında erkek çocuklar için oyuncaklar ve kız çocuklar için oyuncaklar diye bir ayırım yapmak doğru değildir. Fakat ne yazık ki birçok anne-baba eskiden beri alışageldikleri şekilde bu ayırımı yapmakta ve böylece çocukları belli şeylerle oynamaya zorlamaktadırlar. Çocuğun hoşuna giden ve onu oyalayabilen oyuncaklarla oynaması en normal olan şeydir. Toplumumuzda birçok kocanın "Bu işler kadın işidir" diyerek karısına yardımdan kaçınmasına ve aile içinde olması gereken dayanışma ve iş

bölümüne aykırı hareket etmesine sebebiyet veren şeylerden biri de bu ayırımdır.

Hastalık, anne-babaya da geçebilir mi?

-Eğer böyle hastalıklardan birine yakalanmış çocuğun anne veya babası küçüklüğünde bu hastalığı geçirmemişse, çocuğundan mikrop kaparak aynı hastalığa yakalanması mümkündür. Bu bakımdan anne-babaların böyle durumlarda korunmaları lazımdır.

Güneş gözlüğü takmalı mı?

-Güneş ışığı büyükleri olduğu gibi çocukları da rahatsız eder. Bu bakımdan onların da güneş gözlüğü takmaları normaldir. Fakat bunun cam değil, plastik güneş gözlüğü olması gerekir. Zira çocuk eğer cam güneş gözlüğü takarsa oyun oynarken vs. meydana gelebilecek kazalar neticesinde gözlerini tehlikeye sokabilir. Bir de gözün güneş ışığının % 60'ndan korunması gerekir. Mavi veya yeşil renkli plastik gözlükler bunu sağlayabilir. Buna karşılık san gözlük ise hiç bir fayda sağlamaz, çünkü bütün güneş ışığını geçirir.

Kaşıkla yemek yemıyorsa ne yapmalı?

-Bu birçok çocukta görülen şeydir ve genellikle bir zaman sonra kaybolur. Böyle bir durumda çocuğu beslediğiniz kaşığı bir gözden geçirmeniz ve onu rahatsız edecek bir şeyin olup olmadığını kontrol etmeniz gerekir. Belki kenarları çocuğun ağzını tahriş edebilecek şekilde keskin olabilir. Bir de çocuk kaşığı ağzına almak istemezse ve huysuzluk yaparsa, sert ve sinirli bir reaksiyon göstermeyin. Bir takım allerjileri olan çocuklar diğerlerine nazaran daha alıngan olabilirler. Bundan dolayı, çocuğunuz bu huyundan vazgeçinceye kadar sabırlı olmanız gerekir.

« Önceki Sayfa Sonraki Sayfa »