Evlilik, birçok erkek ve bayanın korktuğu durum. Evlilik siteleri arasında size en yakın evlilik sitesi, evli çiftlere evlilik oyunu oynamayı öğretmeye niyetli… Evlilik yıldönümü, evlilik teklifi, evlilik hazırlıkları

Anne Ve Oğul Arasındaki İlişkiler

Genellikle yedi yaşına kadar her çocuk, sünger gibi bir yaratıktır. Sünger nasıl suyu emerse, çocuk da kendisine verilen her şeyi tıpkı bir süngerin suyu emmesi gibi emer, alır. İstediği her şey de kendisine verilir; Yiyecek, ilgi, sevgi, bağlılık, oyuncak, kısacası ana babanın verebileceği her şey. Ama nasıl sünger kendi kendine emdiği suya karşılık bir şey vermeyi düşünemezse çocukda kendisine verilenlere karşı bir şey vermeyi düşünmez, çünkü "Karşılığını verme" fikrinin yabancısıdır. O, bu yaşlarda sadece istediklerini elde etmenin tek yanlı zevkini bilir. Gerektiğinde sevimli görünmeyi başarır, gerektiğinde kaşlarını çatıp dudaklarını büzerek, hatta ağlayıp tepinerek istediği şeyin kendisine verilmesini sağlar.



BENCİL İNSANLAR

Büyükler arasında da böylece yalnızca istemesini bilen, karşılığında hiç bir şey vermeği düşünmeyen tipler görülür. Böyle birisi belki şu anda yanıbaşınızdadır. Böyle kadın ve erkekler her şeyden önce kendi kendilerini düşünürler. Böyle bir erkek kadınlarla ilgiler kurar, onları sever, sonra da keyfi istediği zaman bırakıp gider.

Yedi yaşını geçtikten sonra da anne ve babasının aşırı sevgi ve koruyuculuğu altında yetişip, çevresindeki insanlarla karşılıklı dostluk ve arkadaşlık ilişkileri kurmaya alıştırılmamış çocuklar, erginlik çağından sonra da bu tabiatlarını değiştiremezler. Bunlar aslında ruhça yedi yaşında kalmış insanlardır. Yanlış bir terbiye yüzünden yetkin bir kişi haline gelememişlerdir. Bir çocuk gibi bencildirler.

Bunlar hiç bir zaman gerçek aşkın ne olduğunu bilemezler. Böyle bir bağlılık duyamazlar. Bunun için de sık sık kadın değiştirme eğilimindedirler. Don Juan denilen tipler, aslında çocuk kalmış, ruh yapıları gelişmemiş kimselerdir.

Bir Amerikalı hekim Dr. Abraham Schneider böyle kimseler için şunları söylüyor:

—"Erginlik çağını atlatan birçok delikanlılar hep açık saçık konuşarak, sık sık küfür ederek, sokaklarda kadınlara sataşarak, 'Erkekliklerini göstermek' isterler. Sigara, içki içmeye özenmeleri de hep bu 'Erkekliğini gösterme' kaygısından ileri gelir. Bir genç kıza "Aşık olmayı" bir zayıflık sayarlar. Kadına onların gözünde "Efendilik" taslamayı erkekliğin sanından sayarlar. Kadın onların gözünde sadece bir dişi, az çok bir fahişedir. Hattâ bu yüzdendir ki bunlar, fahişelerle evlenme isteğine kolayca kapılırlar."



ANAYA BAĞILILIK

Ruh gelişmelerini tamamlayamamış, gelişme basamaklarının birinde takılıp kalmış olan erkeklerden bir kısmı da "Anneye bağlılık"tan öteye geçememiş olanlardır. Bunlar çocukluklarında olduğu gibi, her an gözlerinin içine bakan, her dediklerini yapan, her an üzerlerine kanat geren annelerinden kopamaz, bağımsız bir kişiliğe kavuşamazlar. Böyle erkekler sonradan her hangi bir kadına gerçek bir sevgi ve bağlılık duyamazlar. Farkına varmadan, eşlerinde "Anne"lerini bulmak isterler. Bulamadıkları takdirde, evlilik hayatına ayak uyduramaz; sinirli ve bazen de karılarına karşı zalim bir erkek olurlar.

Arkadaşlık Duygusu

Bazı evlilikler vardır ki, bu evliliklerde çiftler dışardan bakılınca birbirlerinin pek dengi değilmiş gibi gözükürler. Bazen kadın çok güzel erkek çok çirkindir. Bazen kadın, erkeğin ablası yerindedir. Biri çok zeki sevimli ve aranan bir insan, diğeri silik ve tatsız görünüşlüdür.

Bu görünüşlere hiç bir zaman aldanmamak lâzımdır.Mutlu olmak ne güzellikte ne parada, sadece çiftlerin arasında anlaşmada, birbirini tamamlamadadır.

BİR ÖRNEK

İngiltere'nin geçmişteki büyük Başbakanlarından Disraeli'nin karısı Mary Anne güzel bir kadın değildi. Hiç bir zarafeti yoktu, parlak bir zekâya da sahip değildi. Başbakan karısı olduğu halde, öyle kötü giyinirdi ki, kıyafeti bütün Londra halkının dilindeydi. Kocasının verdiği ziyafetlerde, birçok önemli kişilerin bulunduğu toplantılarda durmadan pot kırardı. Büyük Britanya Başbakanının değil, sıradan bir insanın bile, "Evlenilecek kadın" diyemeyeceği bir tipti.

Ama Disraeli ve karısı 30 yıl sevgi ve mutluluk içinde yaşadılar. Disraeli., 35 yaşına kadar bekâr yaşamıştı. Sonra kendisinden 15 yaş büyük saçlarına ak düşmüş, paralı bir dul olan bu kadınla evlendi. Bu bir aşk evliliği değildi. Mary Anne, kocası Disraeli'nin kendisine karşı büyük bir sevgi duymadığını biliyordu. Ama bir politikacı olan kocasına her bakımdan öylesine yardımcı olmuş, onun güç zamanlarında öyle bir destek olmayı başarmıştı ki, Disraeli bütün evlilik hayatı boyunca, her fırsatta karısına minnettarlık duymakta olduğunu çekinmeden söylemiştir.

Büyük devlet adamı, sarayda ve hükümette yaptığı yorucu toplantılardan evine döndüğü zaman ne güzel, ne bilgili, ne de zeki olan karısının yanında ömrünün en tatlı saatlerini geçirirdi. Niçin? Çünkü bu kadın bütün eksikliklerine rağmen bir şeyi çok iyi biliyordu: Kocasına arkadaşlık etmeyi...

İDEAL EŞ

Karısıyla 35 yıl süren evlilik hayatından sonra Disraeli dostlarına "Onun yanında bir tek gün bile can sıkıntısı duymadım," demişti.

Karısının da bu evlilik hayatını tam bir mutluluk içinde geçirmiş olduğuna şüphe yoktur.

35 yaşındaki bir erkekle 50 yaşındaki bir kadın arasındaki bu mutlu evlilikte cinsi cazibenin, cinsel uyuşmanın bir rolü olmadığı bellidir. Aralarındaki evlilik münasebeti karşılıklı saygı ve dostlukla başlamış, yıllar geçtikçe de bu dostluk dar anlamda değil, ama tam anlamında sevgiye dönüşmüştü..

Görünüşte birbirlerine hiç uymadıkları sanılan bu çift, aslında mükemmelen birbirlerine uymakta idiler. Gittikçe derinleşen bir arkadaşlık duygusu,anlayış ve muhabbet içinde zengin bir mutluluk dünyası yaratmışlardı kendilerine. İnsanın olgunluk çağında güvenliği en çok arayacağı yer, evlilik hayatıdır. Evliliğin insana verdiği en önemli güvenlik duygusu da, kadını ve erkeği yalnız kalma, tek başına bırakılma korkusundan kurtarmış olmasıdır. Kadın veya erkekten birisi, evlilikte bu güveni kaybetmeye başladıkları anda, evlilikleri gerçek temelini kaybediyor demektir Bu yüzdendir ki, kıskançlık ve "Tahakküm" dediğimiz "Sahip çıkma" eğilimi, karı-koca münasebetlerinin en etkili kemiricileridir. Bazı kadınlar kocalarının, kocalar da karılarının kıskançlık duygularını kışkırtarak eşlerini kendilerine daha çok bağlayacaklarını zannetmek hatasına düşerler Eşlerin karşılıklı güven ve saygılarını, eşler arasındaki dostluk ilişkisini kıskançlıktan daha etkili bir şekilde yıkan hiç bir duygu yoktur.

BAŞINIZDAN GEÇEN HERŞEYİ KOCANIZA ANLATINIZ!

Bir kadın olarak sokakta, şurada, burada insanın başına türlü tatsız olaylar gelebilir. Yolda kendini bilmeyen bir erkek size sarkıntılık edebilir. Otobüste istenmeyen bir münakaşanın içine mecburen girersiniz. Akşama doğru ya bu hadiseyi unutur, ya da eve yorgun argın gelen kocanızı rahatsız etmemek için bu olaydan ona bahsetmezsiniz. Halbuki bu hatadır. Karısını seven, ona güveni olan bir erkek, başından çok feci bir şey geçmiş bile olsa, karısına ve evine ait her şeyi, evvela eşinden duymak isler. Bazen erkek, bir ahbabından, sizin başınızdan geçmiş olan olaya dair bir şey duyabilir. Eğer daha önce sizden dinlemişse, rahatsız olmadan lâzım gelen cevabı verir. Şayet dinlememişse rahatsız olur. "Karım bunu benden niçin sakladı acaba? " diye içine ilkin ufak bir şüphe girer. Bu saklamalar devam ederse bu şüphe büyüyüp eşine karşı duyduğu güveni bir gün yıkılabilir.

Çocuğunuzun Yaramazlık Yapmasından Korkmayın

Büyüklerin en büyük hatalarından biri, çocukları kendileri ile kıyaslamalarıdır. Büyük insan,anne veya baba olmuş yetişkin bir kişi o yaşa gelinceye kadar hangi gelişme basamaklarını tırmandığını hatırlamaz, bu yüzden de bu basamakları henüz tırmanmakta olan çocuğun birçok davranışlarını anlayışla karşılayamaz, çocuğunu anlayamaz. Bu yüzden hem kendini üzer, hem de çocuğun sıhhatli bir biçimde gelişmesine engel olur.



ÇOCUK ÖĞRENMEK, KEŞFETMEK İSTER

Evet doğduğu günden başlayarak çocuk, erginlik çağını tamamlayıncaya kadar gelişme halinde olan bir varlıktır.

İlk yaşlar, onun çevresini keşfetme, ilk keşifleri yapma çağıdır, önce vücudunun parçalarını keşfeder. Görerek, işiterek, koklayarak ışığı, şekilleri, renkleri, keşfeder. Ellerini uzatır, gördüklerini eline almaya çalışır, böylece eşyanın içinde bulunduğu mekanı keşfeder. Durmadan kıpırdayarak, hareket etmenin tadını keşfeder.

Kundaktaki bir bebek bile, kundağı sıkı sararsanız, hareket etme zevkini kendisinden aldınız diye sinirlenir. Çünkü çocuk, sıhhatli ise, bitip tükenmeyen bir enerji deposudur. Kıpırdamak, tepinmek ister.

Üç yaşına geldikten sonra da, artık çevresini keşfetmiş, özgürlük yolunda ilk adımlarını atacak hale gelmiştir. Her tarafa koşar, tabaklarla dolu masa örtüsünü çeker,camları kırar, her şeye dokunur, eline geçirdiği kalem, sopa gibi şeyleri, keyfinin istediği gibi kullanır, duvarları çizer, kendi gücünü denemeye çalışır.

Her şeye meraklıdır, her şeyin ne olduğunu öğrenmek ister.Elinin ve boyunun yetişebildiği yerlerdeki her şeyi alıp, bakar onlarla neler yapılabileceğini öğrenmek ister ve dener. Bunun için de kırar, ağzına alıp çiğner, yere fırlatır çekip çekiştirir.

Vücudunun organlarını geliştirebilmesi,zekasını işletebilmesi, duyularını çalıştırabilmesi için durmadan hareket etmesi ve bütün bu söylenenleri yapması zorunludur.



ÇOCUĞUN HAREKETİNE ENGEL OLMAYINIZ

Çocuğu bol bol hareket etmekten alıkoymak, onun ruh ve beden gelişmesini durdurmak veya yavaşlatmaktan başka sonuç vermez. Organlarını çalıştırmak, iskelet yapısını kuvvetlendirmek, ciğerlerini geliştirmek, kanını zenginleştirmek, sinir bağlantılarını sağlamak çocuğu istediği kadar ve istediği biçimde hareket etmekte serbest bırakmakla mümkün olur.

Günümüz eğitimcilerinin kesinlikle söylediği şudur: "Çocuğunuz çevresindeki şeylere dokunmak, ellemek alıp bakmak isteğini duymuyorsa, merak ve tecessüsten yoksunsa, çok uslu ise, kendisinin hasta olduğundan şüpheniz olmasın.

Bu, bırakalım çocuğumuz evin içinde ne varsa kırıp döksün, bir takım kazalar gelsin mi demektir.

Bir kere şunu söyleyelim: Eğer çocuğunuz geri zekalı değilse, ruhça veya bedence bir hastalığı yoksa, siz isteseniz de istemeseniz de güzelim vazonuzu kıracak ,masanın üstündekileri dökecek, oyuncaklarını parçalayacak, duvarları çizecek veya boyayacaktır.

Peki siz, çocuğunuzun oturduğu veya oynadığı odaya, kırılmasından üzüntü duymayacağınız birtakım şeyler koyamaz mısınız? Vazonuzu onun yetişemeyeceği bir yere kaldıramaz mısınız? Önüne tahtadan, plastikten ucuz oyuncaklar koyamaz mısınız?

Çocuğunuzu tehlikesizce yapmasına izin verilebilecek her şeyi yapmakta serbest bırakınız, kendisine zarar verebilecek her şeyi onun bulunduğu yerden kaldırınız.

Aile Bütçesi

İnsanları, sıcakkanlı, soğukkanlı içe dönük, dışa dönük tembel veya çalışkan gibi çeşitli yönlerden, çeşitli gruplara ayırmak mümkündür. Bu gruplandırmalardan biri de şudur: Parayı kullanmasını bilen ve bilmeyenler.Bazı kadınlar zannederler ki kocaları bahçeye çıksa ağaçların dallarından istediği kadar para toplayabilir. Para kazanmak ve bulmak onlara o kadar kolay gelir, böyle zannettikleri için de ellerinde para tutmak onları rahatsız eder. Buna karşılık bir lira ile bin lira arasındaki farkı hiç bir zaman öğrenememiş kocalar vardır. Bunların çoğu, karılarına ne kadar para kazandıklarını bile söylemek istemezler. Karılarının da gelişmiş birer beyinleri olduğunu düşünmez, para meselelerini onlara açmaktan kaçınırlar. Buna karşılık, karılarını müsriflikle, para hesabı bilmemekle suçladıkları halde, bu hesabı bilmeyen asıl kendileridir.



YAĞMURLU GÜNLER

Sıhhatli olan yol, eşlerden her ikisinin eve giren parayı kontrolda bir "Ortaklık kurmaları" herhangi bir iş yerini idare ediyormuş gibi, ay sonunda bütçeyi karla kapamalarıdır. Yani, gelir ne kadar küçük olursa olsun, harcamaların kazancı aşmamasını sağlamak gerekir.

Hastalık, işsizlik, tatil günleri gelecektir. Evlilik hayatının beklenmedik zamanlarda "Yağmurlu günler"i olacaktır.Bugünlerin güçlüklerine göğüs germeye her zaman hazır bulunmalıdır.

Ya siz paranızı idare etmesini bileceksiniz, ya da para sizi idaresi altına alacaktır. Devamlı olarak para ihtiyacı içinde kalacak şekilde hareket etmek, kendinizi paranın kölesi haline getirmek demektir. Yaşamayı bunun kadar perişan ve berbat eden şey pek azdır.Birçok evliliklerin karaya oturmasının nedeni, eşlerden birinin veya her ikisinin birden, para konularında şımarık çocuklar gibi davranmaktan kendilerini kurtaramamış olmalarıdır.



MUTLULUK VE ZENGİNLİK

Dikkatle incelerseniz, yaşamanın tadını, hayatın nimetlerini ancak bol para harcayarak satın almaya çalışan, bunların ancak bol para ile satın alınabileceğini sanan kimseler, yeter derecede olgunlaşmamış, aslında yaşamanın tadının ve hayatın nimetlerinin nerede olduğunu öğrenememiş kimselerdir. Yaşamda en büyük mutluluk ve güzellik, sıhhatli olabilmektedir. Yaşamanın tadı pahalı şeylere sahip olarak değil, küçük şeylerin insana verebileceği zevki, sevinci ve mutluluğu bilmekle çıkarılır. Hayatın en güzel şeyleri bedavadır. Ömürleri boyunca mutluluğu arayan bir türlü bulamadıklarını da en sonunda itiraf etmek zorunda kalan büyük zenginler yanında, son derece küçük gelirleriyle mutlulukları her an yüzlerinden okunan çor dar bütçeli insanları görmüşüzdür.

Aile bütçesinde açık vermemek, evin içinde herkese ruh huzuru verir. Mutluluğun baş şartı da bu iç huzurudur. Borçlanma ise devamlı bir huzursuzluk kaynağıdır.

Gardropları elbise ile dolu olduğu halde "Üzerlerine giyecek bir şeyleri olmadığından" yakınan kadınlar vardır. Maaşını aldıktan iki gün sonra arkadaşlarından borç isteyen evli erkekler vardır. Bunların her ikisi de evliliğin gerektirdiği olgunluğa erişememiş kimselerdir.

Para harcamakta hesap bilmedikleri için paraya köle olanlar yanında,para harcamaktan ödleri koptuğu için yine paraya köle olan "Cimri" tipler vardır. Bir yaşına gelip de henüz yürümeye çabalayan çocuklar, nasıl tutunacak bir yer bulamadıkları zaman ayakları üzerinde duramayacaklarını zanneder ve korkuya düşerlerse, cimri tipler de paralarını istif etmezlerse, desteksiz kalacakları korkusu içindedirler. Bu da olgunlaşmamış, çocuk kalmış olmanın açık bir belirtisidir. Müsrif insanın da cimri insanın da çocukça davranışlarını hayatlarının başka alanlarında da görebilirsiniz.

Çocuklardaki Bazı Kötü Alışkanlıklar

Küçük çocukların hemen hepsinde bulunan bir alışkanlıktır. Vakitsiz veya birdenbire memeden kesilen çocuklarda daha uzun sürer. Parmak emme, genel olarak bir sinir gerginliğinden kurtulma, avunma çaresidir çocuk için. Karnı acıkan çocuk, azarlanan ve hırpal-nan,istediği bir şeyden yoksun bırakılan, oyuncağı elinden alınan çocuk parmaklarını emer.

Memeden kesilen, ya da yeter derecede anne memesi emmeye fırsat bırakılmamış çocuklar, kendileri için büyük bir ihtiyaç ve zevk kaynağından yoksun bırakılmış olmanın huzursuzluğunu parmaklarını emerek telafi etme yolunu seçerler. Çocuğunuzun parmağını emmesinden endişe duyuyorsanız, onun huzursuzluğunun kaynağını keşfetmeye çalışınız karnını doyurup, eline oyuncaklar veriniz. Parmağını emdiği sırada elini hırsla geri çekmeniz, azarlamanız onu büsbütün sinirli yapacaktır.



YALANA ALIŞMA

Çocukların yalan söylemelerinin genellikle iki nedeni vardır: Doğruyu söylemekten korkma. Birde intikam alma arzusu, ya da bir çeşit protesto. Anne ve babalarının sert tutumları karşısında, onların öfkeleneceklerini ve kendisini cezalandıracaklarını sanan çocuk, korku yüzünden yalan söyler. Anne veya babalarının, herhangi bir konuda, kendisini kapana kıstırmak istercesine ısrarlı ve tehdit edici soruları karşısında, bir kurtuluş yolu olarak yine yalana sığınır.

Yalan söyleme alışkanlığının ikinci bir nedeni, çocuğun herhangi bir şekilde huzursuz olması, kendisine haksızlık yapılması veya haksızlık yapıldığını sanması karşısında, bir nevi intikam alma arzusuyla, yalan söylemesidir. Bu çeşit yalanlara çoğu kere, kardeşini kıskanan çocuklarda raslanır. Eve yeni gelen ve annesinin babasının, ya da diğer yakınlarının bütün ilgisini üzerinde toplayan çocuk, kardeşinde huzursuzluk ve tedirginlik uyandırır. Ya bir intikam alma isteği ile ya da kendi üzerine ilgi çekmek için, büyük kardeş birtakım hikayeler uydurur, olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Bu tip vakalarda çocuğun yalan söylemesi ve hikayeler uydurmasını önlemenin yolu, ona anlayış göstermek, sevilmediği hakkındaki inancını silmek için her çareye başvurmaktır.



TIRNAK KEMİRME

Parmak emme çok küçük yaştaki çocuklarda nasıl bir sinir bozukluğunun, iç huzursuzluğunun sonucu ise, okul çağındaki çocuklarda görülen tırnak yeme alışkanlığı da yine onun ruhsal hayatındaki bir bozukluğun belirtisidir. Evinde bir mutsuzluk havasının hüküm sürdüğü sırada çocuk annesini ve babasını ısıramadığı için tırmaklarını ısırır. Birtakım tedirginlikler çocuğun ruhunu kemiriyorsa, o da tırnaklarını kemirerek avunmaya çalışır. Bu durumlarda cezalandırmaların işe yaradığı görülmemiştir.



BURUN KARIŞTIRMA

Aslında burun karıştırma sadece 3-5 yaşları arasındaki çocuklarda görülen bir alışkanlık değildir. Dalgın veya kendilerini kimsenin görmediğini zannettikleri anlarda büyük insanların da çoğu kere aynı şeyi yaptığını görürsünüz. Ve, Allah bilir, bunlar çocuklarını burunlarını karıştırıyor diye döven anne ve babalardır. Birçok doktor ve ruh hekimlerine göre: 1-Burun karıştırma, normal temizleme ile çıkarılması mümkün olmayan bazı kirlerin burundan elle çıkarılması amacıyla yapıldığı zaman normal sayılmalıdır, 2-Fakat bu işin temiz parmakla yapılması gereklidir, zira bu sırada burnun içzarı tahriş edilirse mikrop kapabilir, 3-Burunda kurumuş olan pisliklerin sadece insanı rahatsız etmediklerini, burnun havadaki kirleri süzmesini de önlediklerini unutmamak gerekir. Burun delikleri mendille birlikte parmağın içine sokulması için çok küçük olduğuna göre böyle durumlarda parmağın temizlenmesi sıhhi yönden de faydalı olabilir.

Ancak parmakla burun karıştırmak toplum içinde yakışıksız bir hareket sayıldığından bu işi yalnızken yapmak, çocuklara böyle bir ihtiyaç duydukları zaman tuvalete gitmelerini söylemek gereklidir. Ayrıca çocuklara bu temizliği yaptıktan sonra ellerini yıkamaları gerektiğini de hatırlatmalıdır.

Temizlik amacı dışında çocukların burun karıştırmalarını önlemek için, eline kendisini oyalayacak bazı şeyler vermek faydalı olur.

Çocuğun Uyku Dengesi

Gürültü yapmamaya çalışmak, parmak uçlarında sessizce yürümek, telefonu fişten çıkarmak, radyo ya da televizyonu duyulamayacak kadar sessiz açmak...

Bütün bunlar bir yaşında çocukları olan anne babaların, küçük yaramazların uyanmamaları için aldıklan tedbirler.

Fakat biz bunları "Lüzumsuz tedbirler" olarak nitelendireceğiz, sevgili anne ve babalar. Bütün bu çabanız gereksiz aslında. Zira bir yaş civarında çocukların uykuları o kadar derindir ki "Top atsan uyanmaz" tabirini kullanabilirsiniz rahatlıkla.

Dağ sıçanlarını bilir misiniz? Tıpkı onların uykularına benzer bu yaştaki çocukların uykuları. Bir kere dalana kadardır bütün kabadayılıkları. Ondan sonra uyanmaları, bir yetişkinin uyanabilmesinden çok daha zordur. Zaten onların uyumamak için yaptıkları yaramazlık değil midir sizlere bu kadar tedbiri aldıran?

Aslında, "Ya uyanırsa bir kere. Nasıl uyuturuz onu yeniden? " korkusuyla aldığınız bütün bu tedbirler, kendi hürriyetlerinizi kısıtlamanızdan başka bir fayda sağlamaz sizlere. Biraz evvel de belirttiğimiz gibi çocuğun uyku saatlerinde, normal ses tonunuzla konuşmanızda, radyo ya da televizyon seyretmenizde veya telefonun çalmasında hiç bir mahzur yok.Fakat bu hiç bir gürültünün çocuğu rahatsız etmeyeceği anlamına gelmez, örneğin alçaktan geçen bir uçağın gürültüsü, ya da şiddetli bir fırtınada gök gürlemesi, çocuğun uykudan büyük bir korkuyla uyanmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda yapacağınız şey, çocuğu şefkatle teskin etmek olmalı. Çocukta, anne ve babasının her zaman onu korumak için yanında bulunduğu hissinin uyanması gerekir. Bu yüzden çocuğun odasının kapısını aralık bırakmak daima faydalı olur. Çocuğun odasına gidebileceğini düşündüğünüz radyo ya da televizyon gürültüleri onu uyandırmaz, bilakis ona uykusunda bir ninni gibi gelir.

Yazımızın sonunda sizlere şunu da belirtmeyi uygun gördük:

Bir psikologun iddiasına göre, daha iki-üç haftalık bir çocuk, anne-babasının kavgalarından dolayı çıkan gürültüden uyanarak ağlamaya başlayabilir. Şu demek oluyor ki, anne- baba arasındaki geçimsizliğin çocuk üzerinde daha o çağlarda bile büyük bir etki yapması mümkün oluyor.

Bu durumda, radyonun sesini kısmaktansa, münakaşa etmemeye gayret göstermek hem çocuğun uyanmaması bakımından, hem de huzurlu bir aile hayatına sahip olmanız yönünden daha doğru bir tutıim olur, sevgili anne-babalar.

Sağlığınızı Korumak İçin On Temel Kural

Kırk yaşına kadar gelinceye kadar insanların çoğu, sıhhatlerini tehlikeye sokacak şeylere karşı tabiatın bağışladığı silahlara, enerjiye ve dayanıklılığa büyük ölçüde sahiptir. Bir kırık çabuk kaynar. En ağır hastalıklar bile atlatılır. Fakat 40 ila 60 yaşları arası, tehlikeli dönemdir. Bir bel kayması, bir üşütme, ağır bir yemek insanın başına büyük tehlikeler açabilir.

Yaşınız ne olursa olsun, ama özellikle 40-60 yaşları arasında sıhhatinizi korumak için buraya sıraladığımız kurallara mutlaka uymak zorundasınız.Bunlara uymakla hiç bir şey kaybetmez, ama çok şey kazanabilirsiniz.

-Her gününüzün bir kısmını açık ve temiz havada geçirin.

-Hangi biçimde olursa olsun, her gün biraz beden hareketi yapınız. Ama bu hareketler sert hareketler olmamalıdır. Fazla hareketin zararı yok, ama az hareketliliğin vardır! En kolay hareket de yol yürümektir.

-Mümkün olduğu kadar erken yatıp erken kalkın. Bunu yapamazsanız bile, yatmaya gidiş ve yataktan kalkış saatleriniz düzenli olmalıdır..

-Yemeklerinizi her zaman belirli saatlerde ve ağır ağır yiyin. Ne yediğinizden çok, nasıl yediğiniz önemlidir.

-Her on beş günde bir tartılın. Eğer muntazaman kilo alıyorsanız., kilo aldırıcı yiyeceklerinizi azaltmalısınız, özellikle hayvani yağlardan mümkün olduğu kadar uzak durmalısınız.

-Çalışma saatlerinizde ara sıra işinize kısa fasılalar vererek kafanızı dinlendirin, bu dinlenme süresinde başka bir şeyle meşgul olun.

-Her gün öğle veya akşam yemeğinizde ya bir portakal, ya bir elma ve biraz yeşillik yemeyi adet haline getirin.

-İşinizi yaparken bir noktaya gelip nasıl çözüm yolu bulacağınızı bilemez hale düşerseniz, kafanızı patlatmaya çalışmayın. Yarım saat için o meseleyi unutun. Sonra tekrar işinizin başına geçin.

-Küçük şeyleri gözünüzde büyütme alışkanlığından kurtulun, sinirlerinizin hiç bir zaman gerilmesine fırsat vermeyin.

-Her hafta birisine yardım etme fırsatı arayın. Başkalarının dertlerini halletmek sizin kendi dertlerinize çare bulmanızı kolaylaştıracaktır.

Büyüme Çağındaki Çocuklarda Kötü Huylar

Büyüme çağındaki çocuklarda inatçılık vazgeçilmez bir tutku halini alıyor. Bunda, çocuğa karşı gösterilecek tutumdan habersiz olan anne-babaların da biraz suçu var.

Aşağıdaki yazıda tipik çocuk inatçılığından bazı örnekler bulacaksınız. Çocuğunuza karşı göstereceğiniz tepkilerde bir de bizim tavsiyelerimize uyun. Bakalım nasıl bir netice elde edebileceksiniz?

İNATÇILIĞA AİT BAZI ÖRNEKLER

1) Çocuğunuz caddenin ortasında yola devam etmemek için size karşı koyup, ağlamakta mıdır?

Onu zorla yürütmeye çalışmak sadece inatçılığını artırır. En iyisi onu kolunuzun altına alarak rahatsız olacağı bir şekilde bir müddet taşıyın. Çocuğunuz hissettiği rahatsızlık dolayısıyla kendiğinden yürüyerek yola devam etmek isteyecektir.

2)Çocuğunuz bütün ikazlarınıza rağmen evin içinde yaramazlığına devam ediyor mu?

Bırakın bir müddet tepinsin, nasıl olsa bir yerini herhangi bir tarafa çarparak canını acıtacaktır. Böylece evin içinde aşırı hareketler yapılmayacağını anlamış olur. Ayrıca uyku saatinden evvel bir müddet yaramazlık yapmasına müsaade edin, bu şekilde onun yorularak kolay uyuyabilmesini sağlamış olursunuz.



BİLE BİLE YEMEK DÖKMEK İLLETİ

3)Çocuğunuz gözünüzün içine baka baka yemeği, yeni ütülenmiş masa örtüsünün üzerine mi döküyor?

Bu hareketin insanı çileden çıkarmaya yeterli olduğunu kabul ediyoruz. Fakat elinizden geldiği kadar sakin kalmaya çalışarak, onun elinden tutun ve bir başka odaya götürün. Orada ona şöyle deyin: "Mademki bizimle yemek yemek istemiyorsun, o zaman burada kal!" Biraz sonra tekrar sofraya geldiğinde ona, kendi hakkını döktüğü için, yemek vermeyeceğinizi söyleyin. Böylece çocuğunuza en etkili cezayı vermiş olursunuz.

4)Çocuğunuz birkaç kere ikaz ettiğiniz halde dikiş kutusundaki makası almaktan vaz geçmiyor mu?

Makası başka bir yere saklayın, bir de ona plastikten oyuncak makas alın.

5) Çocuğunuz toplu iğneleri prizlere mi sokuyor?

Elinden iğneyi alarak parmağına hafifçe batırın ve prizlerle oynamaya devam ettiği takdirde canının daha çok yanacağını söyleyiniz. (Bu arada açıkta olan prizler için de birer koruyucu almayı ihmal etmeyin.)

Gördüğünüz gibi çocuğun inatçılığına karşı sabırlı ve iyi niyetli hareket etmek gerek. Bu, pek kolay olmasa bile, çocuğunuzun bu huydan kurtulması, sizin de rahat etmeniz için oldukça gerekli bir şeydir.

İhtiyarlamaktan Korkmayın

İhtiyarlamak korkusu, kadınların ruhunu genç yaşlarından başlayarak gittikçe daha korkunç duruma giren bir kabus gibi sarar. Orta yaşlardan sonra ihtiyarlama korkusu bazı kadınlarda iç buhranlara, nevroz denilen sinir bozukluklarına yol açar. Gerçi kadın "Yaş dönümü" adı verilen dönem ve bu dönemde kadının beden yapısında başgösteren bir takım değişiklikler, bu yüzden ileri gelen ruh ve beden sarsıntıları başlıbaşına incelenecek bir konudur. Ancak ihtiyarlamak korkusunun onda, gençlikten beri sinsi sinsi kıpırdadığını, yaşı ilerledikçe ruhunu kemirdiğini bilmedikçe, kadınların bazı davranışlarını anlamaya imkan yoktur.



İKİ BÜYÜK KORKU

İhtiyarlamak korkusu, evlenememek korkusu ile birlikte, birçok kızları istemedikleri kimselerle evlenmeye yöneltir. Birçok kadınlar bu korkuyu daha kuvvetli hisseder, aynanın karşısına geçerek saatlerce yüzlerinde ihtiyarlık belirtileri ararlar. Makyajlarını her gün biraz daha koyulaştırarak ihtiyarlığa karşı bir mücadeleye girişirler. Bu uğurda işkence sayılabilecek tuvalet ve güzelleşme çarelerine seve seve katlanırlar.



BEĞENİLMEK İSTEĞİ

Her kadın hoşa gitmek ister. Her , kadında, istek uyandırabilecek durumda olduğuna inanmak ihtiyacı vardır. Hatta kadınların büyük çoğunluğu, sadece bu inançla yetinebilirler. Evli iseler, kocalarına bağlı kalır, dürüst bir evlilik hayatı sürdürürler.

Çok süslenen kadınlara "Hafiflik" damgası vurmak, düpedüz insafsızlıktır. Onlar sadece hoşa gittiklerini görmek isterler. Sevilebilecek, aşık olunabilecek bir varlık olduklarına inanmak ihtiyacındadırlar. Kadınlar, ancak beğenilmek, istenilmek imkanlarına sahip olduklarını gördükleri zaman kendilerini mutlu hissedebilirler. Bütün istekleri, erkekleri kendilerine bağladıklarını görebilmektir. Bunu gördükten sonra geri çekilir ve daha ileri gitmekten kaçınırlar. "Koket" kadın adı verilen tipler, beğenilme isteğine doyamamış tiplerdir.

Sinir Gerginliği Ve Moral Bozukluğu

Yapmak istediklerinizi çeşitli güçlükler ve imkansızlıklar nedeniyle bir türlü gerçekleştirememenin sıkıntısı içinde misiniz? Eşiniz veya kayınvalidenizle devamlı bir çekişme ve bunun verdiği sinir gerginliği içinde mi yaşıyorsunuz? Ya da gelininizin har vurup harman savuran bir tabiatta, ya da kıskanç oluşu yüzünden oğlunuzu durmadan yediğini görerek kahrolduğunuzu mu hissediyorsunuz? Bir rakibinizin sizi yerinizden, mevkiinizden ya da kazancınızdan etmek üzere olduğunu görüyor, bu yüzden çaresizlik içinde mi bunalıyorsunuz? Yaptığınız işlerde bir türlü istediğiniz mükemmelliğe erişemiyor hedeflerinizin hep uzağında kalmanın azabı içinde dokunsalar ağlayacak bir halde mi bulunuyorsunuz?

Eğer böyle bir ruh hali, yani devamlı bir sinir gerginliği ve moral bozukluğu içindeyseniz, bakınız ne gibi rahatsızlıklar hissedebilirsiniz:

Bir ruh çöküntüsü içine düşersiniz. Enerjiniz ve iş yapma gücünüz azalır. Yerinizden kalkamayacak kadar bir halsizlik günün her saatinde uyuma isteği içine düşersiniz.

İştahsız olursunuz, ya da iç sıkıntınızı gidermek için durmadan bir şeyler atıştırır ve aşırı şişmanlığa doğru gidersiniz. Sık sık kabızlık ve karın ağrıları, göğsünüzde sıkışma ve sancılar, devamlı mide şişkinliği, gaz mide ekşimesinden şikayet edersiniz. Geğirme krizleri canınızı sıkar.

Giderek mide ülserine yakalanırsınız ya da iyileşmiş ülserinizde yeniden kanamalar meydana çıkar. İman tahtası denilen göğüs kemiğinin altında kendini hissettiren şiddetli mide sancıları çekebilirsiniz. Karnınızın alt tarafındaki sancılar bir apandisit ihtimalini akla getirir, hatta hekiminiz de şüpheye düştüğü için gereksiz yere ameliyat bile olabilirsiniz.



ÜLSER VE SİNİR

Birden ve şiddetle hissedilen sinirlenme, üzüntü hallerinde mideye bir ağrı saplanması, bulantı ve kusma görülmesi hepimizin başından geçmiş, ya da bir yakınımızda görmüşüzdür. Sinir sistemi ile mide ve barsak rahatsızlıkları arasında çok yakın bir ilgi bulunduğu kesinlikle bilinmektedir. Mide ülserinin yüzde 70'inin nedeni sinir gerginliği ve uzun süren moral bozukluğudur.

Bu şekilde sinir ve heyecan bozukluğuna bağlı mide barsak rahatsızlığının asıl nedeni daha başlangıçta anlaşılmazsa, rahatsızlık devamlı olarak yerleşir kalır. Sinir gerginliği, moral bozukluğu ve iç çatışmalarına bağlı olarak ortaya çıkan bu gibi rahatsızlıklarda, hastaya sinir ilaçları ile yapılacak bir tedavi iyi sonuçlar verir. Ama asıl tedavi, sinir ve moral bozukluğundan kurtulmanın yollarını aramaktır.